2001 Ekonomik Krizi ve Türkiye Tarihine Damga Vuran Kriz Geleneğimiz

2001 Ekonomik Krizi Türkiye Tarihine Damga Vurdu
Soldan sağa; Devlet Bahçeli, Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz

Türkiye tarihinde üzerinde durulması gereken birçok dönüm noktası, birçok kritik siyasal gelişme ve ekonomik karmaşa var. Her bir olayın yol açtığı etkiler günümüz algısı üzerinde değişikliğe yol açsa da bu zor zamanların içinde 2001 ekonomik krizi özel bir yere sahip. Öyle bir ekonomik kriz düşünün ki, esnafların binlercesi için kepenk kapatmak kaçınılmaz olsun, milyonlarca yeni işsiz ne yapacağını bilemesin, halk perişan olsun, toplumsal bunalım intihar olaylarını arttırsın ve dönemin önemli siyasal aktörleri ne yapacağını şaşırsın… İşte Türkiye 2001 krizi böylesine derin, iç karartıcı ve çaresizliğe düşürücü olaylar silsilesini başlatmıştır.

Günümüzde farklı zamanlarda ekonomik gidişat hakkında söylenenler değişiklik gösteriyor, en ufak bir çalkantıda “2001 Türkiye Ekonomik Krizi” akıllara düşüyor. Krizin toplum üzerinde yarattığı travmanın etkileri, toplum görüşünü değiştiriyor. Bu yazımızda 2001 krizi hakkında bilmemiz ve hatırlanması gerekenler üzerine eğileceğiz. Milli Güvenlik Kurulundaki tartışmadan, döneme damgasını vuran politik aktörlerden, ekonomik krizin nedenlerinden, ekonomik krizi tetikleyen dünya konjonktüründen ve 2001 ekonomik krizinin sonuçlarından bahsedeceğiz. Tüm bunlara geçmeden önce Türkiye’deki ekonomik krizler hakkında hatırlatmalar da yaparak geçmişten günümüze yaşadıklarımızı gözler önüne sereceğiz. Siz de Türkiye’nin “kara çarşambası” olarak kabul edilen 2001 ekonomik krizini hatırlamak ya da hakkında bilgi sahibi olmak için yazımızı okuyabilirsiniz.

Türkiye’deki Ekonomik Krizlere Genel Bakış

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca birçok zor dönemeçten geçmiştir. Bu zorlukların kimisi ülkenin iç dinamikleri kimisi ise tüm diğer dünya ülkeleri ile birlikte siyasi konjonktür temelli ortaya çıkmıştır. Türkiye’de ekonomik krizler ilk olarak 1929 yılında görülmeye başlamıştır. Osmanlı borçları ile yüzleşen ve kendi kanatlarıyla uçmaya çalışan bir ülke olarak tüm dünya ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti de büyük buhranı yaşamıştır. 1930 yılında da etkileri hissedilen bu kriz, Türkiye ekonomisinin dışa kapanması ve devletçilik politikasının tam gaz devreye sokulmasıyla sonuçlanmıştır. Türk ekonomik sistemindeki bu tutumlar gelecekteki krizlerin fitilini daha o zamanlardan ateşlemiştir.

Bir sonraki kriz II. Dünya Savaşı yıllarında patlak verdi. Her ne kadar İsmet İnönü Türkiye’nin savaşa girmemesinden yana tercih kullanmış olsa da savaşın tüm dünya genelindeki etkilerinden Türkiye de nasibini aldı. Özellikle savunma harcamalarının arttırılması ülkeyi kaosa sürükledi. Varlık Vergisi ve Toprak Mahsulleri Vergisi o yılları en iyi yansıtan tedbirleri olarak getirildi. Halk savaşın stresinden, yaşanan zorluklardan ve ekonomik koşulların yarattığı baskıdan her zamanki gibi en çok etkilenenler oldu.

Yıllar geçti, Türkiye’de yeni bir dönem başladı. Tek partili sistem sona erdi, CHP’nin 27 yıl süren iktidarlığını Demokrat Parti sonlandırdı. Beyaz devrim olarak adlandırılan bu değişim kendine has dinamikleri ile yeni bir krizin tam ortasında kaldı.

1954 yılına gelindiğinde Türkiye’yi yeni bir kriz bekliyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın çoktan sona erdiği ancak yarattığı etkilerin milletleri önlem almaya ittiği bu dönemde Türkiye’de yeni konjonktüre alışmak için çaba harcadı. Dış sermayeye açılma ve serbest piyasa ekonomisine geçiş kararı Kore Savaşı’nın patlak vermesiyle dış borç yükünün artmasına ve kamu açıklarının fazlalaşmasına yol açtı.

Yıl 1974’ü gösterdiğinde Türkiye için yeni  ve kritik bir zaman dilimi başladı. Petrol fiyatlarının ani yükselişine (I. Petrol Krizi) bir de Kıbrıs Harekatı eklenince “üstü örtülü” ambargonun da başlamasıyla birlikte Türkiye yine dar boğaza girdi. Bu süreçte Türkiye’nin dış ticaret açığı arttı, Türkiye rekor bir bütçe açığı verdi.

1978 – 80 yılları arasında Türkiye için işlerin pek de iyiye doğru gittiği söylenemez. İkinci petrol krizinin patlak verdiği bu süreçte enflasyon %63 seviyelerine çıktı. Bu kriz bir öncekinden daha ağır kayıplara neden oldu ve birçok tüketim maddesi üstü örtülü ambargonun da etkisiyle karaborsada yerini aldı. Hükümet enflasyona dur demek ve dış kaynak açığını kapatmak için 24 Ocak kararlarını devreye soktu. Böylece TL’nin değeri %49,6 oranında devalüe edilebildi. Bu kez tam işler düzelecek derken 12 Eylül Askeri Darbesi ile birlikte siyasi belirsizlikler boy gösterdi. Yıl 1989’u gösterdiğinde Türkiye’de stagflasyon sinyalleri güçlendi ve dünyadaki konjonktürel gelişmelerle birlikte sermaye küreselleşmeye başladı.

1990’lı yıllara gelindiğinde Türkiye’de mal ve sermaye hareketleri büyük ölçüde özgürleşti. Gümrük Birliği Antlaşması ile tam önemli adımlar kat ediliyor derken yeni bir krizin boy göstermesi ile ülke tarihinin en büyük krizlerinden birinin eşiğine geldi.

2001 Krizi Nedenleri Nelerdir? 1994 Krizine Genel Bir Bakış

Hiçbir ekonomik kriz gibi Türkiye 2001 ekonomik krizi de bir gecede ortaya çıkmamıştır. Bu kriz birçok toplumsal, sosyal, ekonomik ve aynı zamanda siyasi gelişme ile beslenip olgunlaşmıştır. 2001 kriz nedenleri hakkında detaylı bilgiye geçmeden önce dönemin siyasi aktörleri ile ilgili kısa bir hatırlatma yapmak istiyoruz.

57. hükümet döneminde ortaya çıkan krizin başrol oyuncularından biri DSP genel başkanı Bülent Ecevit idi. O sıralarda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak, Ahmet Necdet Sezer görev yapıyordu. Koalisyonda MHP ve ANAP bulunuyordu. Bir tarafta Ecevit, diğer tarafta Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli; koalisyonun üç temel bacağını oluşturuyordu. Başbakan yardımcısı Hüsamettin Özkan ve ekonomiden sorumlu devlet bakanı ise 3 Mart 2001 tarihinden itibaren o dönem büyük umutlarla göreve getirilen Kemal Derviş kriz senaryosundaki diğer önemli aktörleri oluşturuyordu. 

Aslına bakılırsa 2001 krizi Türkiye’nin yakın zamanda atlattığı ikinci krizdi denebilir. 1994 yılındaki kriz Türkiye’yle birlikte dünyanın birçok ülkesini sarsmış, tabiri caizse ekonomik yapıyı sallamıştı.

1994 Meksika Krizi beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmıştı denebilir. Meksika’nın diğer ülkelerle kıyasla bütçe açığı çok fazla olmamasına ve enflasyon oranı düşük olmasına rağmen peso döviz kuru bandının %15 genişletilmesi ile birlikte büyük bir değer kaybına uğradı. Peso dalgalanmaya bırakılınca da bankaların portföyleri bozulmaya ve dolayısıyla uluslararası yatırımcılar bir bir Meksika’yı terk etmeye başladı. Sonuç, büyük bir kriz olarak tarihe yazıldı.

Güney Doğu Asya için de 1994 yılı önemli bir sene olarak kayda geçti. Özel sektör kredileri hızla artmaya ve özel sektör bankalara borçlanmaya başladı. Yine de uluslararası yatırımcılar Güney Doğu Asya ülkelerini gelişen Pazar olarak nitelemeye devam ettiler. Fakat Asya genelinde yaşanan buhran diğer ülkelere de sıçramaya başladı ve güvensiz bir ortama neden oldu.

1994 Türkiye Ekonomik Krizi

Dünyadan verdiğimiz örnekler Türkiye’de de ekonomik dalgalanmaların habercisiydi. Öncelikle etkisi göz ardı edilemeyen ve 1990 yılında gerçekleşen Körfez Krizi; BM’in Irak’a müdahalesiyle mali sektörde likidite krizini körükledi. Bu süreçte petrol fiyatları zirveye ulaştı ve halkın döviz beklentisinin karşılanabilmesi adına Merkez Bankası ülkeye döviz sokmak zorunda kaldı.

1980’li yıllardan itibaren başlayan iç borçlanma giderek artınca 1994 yılında kurlarda dalgalanma meydana geldi. Aynı şekilde bankacılık krizi yaşandı ve bankalardan mevduatlar çekilmeye başlandı. Bu aslında fitili yalnızca ateşleyen bir gelişme olarak değerlendirildi, sonrasında çekilen mevduatlar dövize yönelince ciddi bir sıkışıklık baş gösterdi. Bu gidişat engellenebilirdi belki ancak Merkez Bankasının duruma müdahale edebilecek rezervi bulunmuyordu, dolayısıyla kriz genişledi ve tüm ekonominin ardındaki ürkütücü güce dönüştü.

1995 yılında sigorta limitleri kaldırıldı ve bankacılık sistemine yeniden güven duyulması sağlandı. Fakat asıl sorun krizin sona erdirilmesi için tercih edilen yöntemin uzun vadeli bir çözüm niteliği taşımamasıydı. Fiili bir döviz eksikliği olmamasına rağmen hükümetin faizleri düşürmek için tercih ettiği stratejiler nedeniyle oluşan 1994 krizi, Türkiye’de üretilen malların satılamamasına neden oldu.

1999 Düzce ve Gölcük Depremleri Krizi Tetikledi

17 Ağustos kara bir gece olarak Türkiye tarihine damgasını vurdu. Can ve mal kaybının had safhada olduğu bu olay Türkiye sanayisinin can damarında meydana gelince Marmara bölgesinde üretim rakamları bir anda taban seviyeye düştü. Nitelikli personellerin kaybı ile altyapı çalışmalarının bir anda yerle bir olması Türkiye’ye yaklaşık 13 milyar dolara mal oldu.(Bu rakam farklı kurum ve kuruluşlar tarafından 20 milyar dolar olarak da açıklandı) Marmara Bölgesi’nde bulunan petrokimya tesisleri, rafineriler ve sanayi kuruluşları uzun bir süre kullanım dışı kaldı. Haliyle Türkiye için 2000 senesi gelirken, farklı zorlukların da yaşanabileceği gerçeği göz ardı edilmedi, nitekim kötü senaryolar gerçekleşecekti…

2000 Finansal Krizi

1990’lı yıllardan Türkiye ekonomisine çok güzel miraslar kalmamıştı. 1994 krizi ile birlikte Türkiye ekonomisi %6 oranında küçülmüş, işsizlik seviyesi yüksek kalmış ve bütçe açıkları artmıştı. Enflasyonu Düşürme Programı hayata geçirildikten sonra milenyum yılı umutlu başlamıştı ve aslında ilk etapta her şey yavaş yavaş da olsa düzelme eğilimindeydi. Fakat beklentiler bir kez daha gerçekleşmedi.

Reel kur değerlenmeye, ithalat hacmi beklenenden fazla yükselmeye ve dış açık fark edilir ölçüde büyümeye başladı. Dış açığın artması ile birlikte bankaların likidite talebi de artınca faizler füze gibi yükselmeye koyuldu. Ekim ayı içerisinde gecelik faiz %49 seviyelerindeyken ay kasım olunca bu oran %95’e fırladı. Ama bu sadece öncü niteliğinde bir sarsıntı olarak kaldı, aralık ayında rakam %183 gibi afaki bir rakama çıkınca 2001 krizinin ayak sesleri Türkiye’nin dört bir yanında duyulmaya başladı.

2001 krizi nedeniyle yaşananlara geçmeden önce Türkiye’nin 2000 yılında IMF ve Dünya Bankası’nın desteğini alarak uygulamaya koyduğu Enflasyonu Düşürme Programı hakkında da kısa bir bilgi aktarmak istiyoruz. Bu programın esasen 3 temel amacı bulunuyordu:

Faiz dışı bütçe dengesinin fazla vermesinin sağlanması Sosyal güvenlik, tarım, vergi ve özelleştirme konularında yapısal reformların hayata geçirilmesi ve Para politikalarının yeniden belirlenmesi.

Enflasyon nedeninin kamu açıkları olarak kabul edildiğinin en somut göstergelerinden biri olan Enflasyonu Düşürme Programı’nın başarısı için Dünya Bankası ve IMF desteklerine de ihtiyaç duyuluyordu. Fakat bu programın ömrü çok da uzun sürmedi; 2001 krizi ile birlikte programın yetersizliği anlaşıldı ve yerini Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’na bıraktı. Bankacılık sektöründe reformların yapılmasını öngören programın kapsamı yine Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarına dikkat çekiyordu. Yeni program kimsenin tahmin edemediği bir şekilde göreve yeni atanan bir uzman tarafından gerçekleştirilecekti.

2001 krizi öncesi genel durum hakkında en önemli bilgileri sizlerle buluşturduk. Krizle ilgili detaylara geçmeden önce 2001 ekonomik krizinin nedenlerini madde madde sıralayacağız.

Yurt İçi Sermaye Çıkışlarının Artması: Bu durum yatırımcılar arasında bir panik havasının oluşmasına ve ekonomide bütçe açıklarının finanse edilememesine neden oldu. Birçok şirket bu süreçte batmanın önüne geçemedi.

Şirketlerin Batması: Sermaye çıkışı hızlandıkça şirketler bu duruma dayanamadı, reel sektördeki şirketlerin teker teker batması işsizlik sorununu büyüttü. İşsizlik artınca ülke genelindeki tüketimi azalttı. Toplum gelir seviyesindeki düşüşe boyun eğmek zorunda kaldı.

Faiz Oranların Yükselmesi: Siyasi karmaşalar fazlalaşınca ve yatırımcılar ülkeden çıkmaya başlayınca TL’nin değer kaybı devam etti ve faiz oranları yükseldi. Bankalar kredileri fonlama gücünü kaybetti ve Merkez Bankası bütçe açıklarını finanse edememeye başladı.

Rusya Krizi ve 1999 Depremi: Yükselen ekonomileri etkileyen 1990’lı yıllardaki ekonomik krizler Türkiye’yi de etkilemişti. Bir de deprem meydana gelince Türkiye’deki üretimin kalbi yaralanmış, milyarlarca dolar zarara uğranılmış ve maalesef mal kayıplarından çok can kayıpları nedeniyle üretim durma noktasına gelmişti.

Siyasi Kriz: Yazımızın başında 2001 ekonomik krizi öncesi dönemde Türkiye siyasetinde aktif rol oynayan aktörleri sizlere hatırlatmıştık. Zirvede geçen ve temel olarak Ecevit- Ahmet Necdet Sezer ve Hüsamettin Özkan arasında yaşanan olay, 2001 krizinin önündeki bariyerleri kaldırmıştır.

2001 Yılında Yaşanan Siyasi Kriz

Son yıllarda gündemden düşmeyen Halkbank, o yıllarda da ülke gündeminin değiştirilmesine aracılık etmişti. 19 Şubat 2001 tarihinden önceki dönemde Devlet Denetleme Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu üyelerinden içlerinde Hüsamettin Özkan (dönemin başbakanı) sorumluluğunda olan Halkbank dahil olmak üzere toplamda 11 bankanın dosyalarını istemişti. Ecevit ise hali hazırda denetlenen kurumların yeniden denetlemesi olmaz diyerek duruma tepki vermişti.

MGK toplantısı başlamadan önce dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, kısa bir konuşma yaparak Bülent Ecevit’e sözleri ile ilgili sitemlerini iletmeye başladı. Ecevit’in Devlet Denetleme Kurulu tarafından istenen banka dosyaları ile ilgili “denetlemenin denetlemesi” benzetmesi resmi gündeme başlanmadan önce Ahmet Necdet Sezer tarafından gündeme getirilince Ecevit bu durumu yetki müdahalesi olarak karşıladı ve bunun üzerine Ahmet Necdet Sezer bombayı patladı. “Ya bu anayasayı okumuyorsunuz ya da okuduğunuzu anlamıyorsunuz” diyerek anayasa kitapçığını fırlattı. Dahası hükümet yetkililerinin devlet yönetemediğini, yolsuzlukla mücadele edemediğini ve kendisini kamuoyu önünde küçük düşürdüklerini dile getirince, Hüsamettin Özkan devreye girdi, Sezer’i nankörlükle suçlayıp kitapçığı kendisine geri fırlattı. MGK toplantısını Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Özkan terk etti. Devletin zirvesinde yaşanan bu kriz tüm gazetelerde manşet oldu. “İşte Kavga İşte Fatura”, “Köprüleri Attılar” gibi başlıklar konu ile ilgili piyasaların reaksiyon vermeye başlamasına neden oldu.

2001 Krizi Çabaları da Beraberinde Getirdi

Zaten kötü olan ekonomi, dünya genelinde yaşanan krizler ve devletin zirvesinde MGK toplantısında meydana gelen çatışmalar sonrası Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en acımasız krizinin etkileri ile karşı karşıya geldi. Piyasaların tüm dengesi bozuldu ve yaklaşık 8 milyar dolar tutarında döviz Türkiye ekonomisinden çıkarıldı. Gidişatı fark eden hükümet çeşitli önlemler almaya çalıştı.

Bu önlemlerden biri dalgalı kur sistemine geçilmesiydi. Kur çıpası terk edildi ve dalgalı kur sistemine geçiş yapıldı. Alınan tedbirler maalesef yeterli gelmedi, duruma TÜSİAD ve TOBB müdahil oldu; hükümette revizyona gidilmesi gerekliliği yüksek sesle dile getirilmeye başladı. TÜSİAD cephesi değişimin olması gerekliliği yönünde oldukça kararlıydı. Piyasada güveninin azaldığını ve güven azaltan temel unsurun da ekonomik politikalardan sorumlu bir başbakan yardımcısının bulunmadığını savunarak, hükümete meclisin içinden ya da dışından ekonomik politikaları şekillendirecek bir ismi göreve getirmesi gerektiğini vurguladı.

Merkez Bankası’nın yetersizliğini ön plana çıkaran bu gelişmelerin akabinde dönemin Merkez Bankası Başkanı olarak görev yapan Gazi Erçel, yeni programın yeni bir kadroyla sürdürülmesinin ülkenin refahı için daha iyi olacağı gerçeğinden hareketle istifa ettiğini açıkladı. Merkez Bankası zirvesinde meydana gelen bu olayı Hazine Müsteşarı olarak görev yapan Selçuk Demiralp’in emekliliği takip etti. TÜSİAD’ın önerdiği isim daha doğrusu bir kişinin görevlendirilmesi gerektiği isteğinin yanıtı hızla aranmaya başladı. Nihayet o dönem gündeme bomba gibi düşen bir isim tüm manşetlerde yerini buldu. O isim, Dünya Bankası başkan yardımcısı olarak görev yapan KEMAL DERVİŞ idi.

Kemal Derviş ismi açıklanırken krizin etkileri en yoğun şekilde piyasalarda hissediliyordu, bu sefer tüm oklar Bülent Ecevit’e döndü. Krizin çıkmasında önemli bir rol üstlenmekle suçlanan Ecevit, başbakanlık görevinden istifa etmeyi kabul etmedi.

Ekonominin Kalkınması İçin Mücadele Başladı

Tam bu süreçte TOBB “Ekonomik Kurtuluş Savaşı” demeçlerini hızlandırdı ve daha önce de belirttiğimiz “Türkiye’nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Planı” yapısal reform vurgusu ile açıklandı. Halka ve yatırımcılara mevduatların güvende olduğu çağrısı yapıldı ve Acil Önlemler paketi 14 Mart tarihinde açıklandı. Ahmet Necdet Sezer’in de onayladığı reformlar zaman kaybedilmeden uygulanmaya başlandı. Derviş’in planında döviz kuru ile faize istikrar kazandırılması, bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması ve ikinci yarı büyümenin planlanması yer aldı. Şeker Kanunu, Telekom Kanunu, Vergi Kanunları, Sendikalar Kanunu, Bankalar  Kanunu ve hazine arazileri ile ilgili kanunlar geçirildi ve özelleştirme ile birlikte rekabet ortamının da iyileştirilmesi amaçlandı. Alınan kararların yol açtığı etki elbette ki bir anda ülkeyi gül bahçesine döndürmedi. Birçok bakan istifa etti ve ekonomik programa birçok eleştiri sunuldu.

IMF 19 Milyar Dolar Kredi Vereceğini Açıkladı

Derviş önderliğindeki bir kurul tarafından hazırlanan yeni ekonomik program 14 Nisan 2001 tarihinde açıklandı. Programın yürürlüğe girmesi ve uygulanabilmesi adına dış destek alınması gerektiği için IMF’den 19 milyar dolar kaynak başvurusunda bulundu. 15 Mayıs günü IMF İcra Direktörleri Kurulu destek paketini onayladı ve Türkiye’ye toplamda 19 milyar dolarlık kredi verileceğini IMF yetkilileri duyurdu.

Bu süreçte devlet; arazilerini satışa çıkardı, kemer sıktı, reel sektörlere destek verildi, bankacılık sektörünü yapılandırmak üzere hareket edildi, tüketiciler alışverişe özendirildi, indirim kampanyalarının ardı arkası kesilmedi. Üretimi arttırmak otomotiv sektörü özelinde de yenilikler yapıldı. Ek taşıt alım vergisi %6 oranına düşürüldü.

2001 Krizi Sonuçları Nelerdir?

2001 krizinin kısa, orta ve uzun vadede birçok olumsuzluğu tüm Türk halkı tarafından deneyimlendi. Krizin patlak verdiği ilk hafta tarihe geçti. O sırada bankacılık sistemi kilitlendi, şirketler iflas etti, ödeme sistemleri durdu, hükümete olan güven yerlere indi, Türkiye’ye duyulan güvenin azalmasıyla birlikte yabancı yatırımcılar ülkeden çıktı, yalnızca iki günde yaklaşık %57 oranında devalüasyon yaşandı, kriz nedeniyle bir gecede şirketler yok olurken işsizlik oranları da aynı hızda yükseldi.

Toplum ekonomik ve siyasi krize yakalanınca kriz nedeniyle intihar olayları haber gündemlerinde yerini aldı. Yaklaşık 1,5 milyon kişiyi işsiz bırakan 2001 krizi zamanında TL’nin alım gücü üçte iki oranında azalmış, ekonomi ise tam %8.5 oranında küçülmüştür. Bu esnada enflasyon oranları da payına düşeni almış ve enflasyon kriz haftasında %70’i aşmıştır. Belirlenen yeni politikalarda geçmiş dönemde Türkiye’deki ekonomik ağırlık kamu kesimi, bütçe açığı ve iç borçlanma finansmanı iken yeni modelin ağırlığı cari açık, özel kesim ve dış borçlanma finansmanı olarak evrilmiştir.

2001 Krizi Ülke Perspektifini Değiştirdi

Türkiye 2001 ekonomik krizi sonrasında ciddi anlamda ekonomik daralmaya gitti, ancak 2001 krizinin yol açtığı tek değişim bu da değildi. Ülke orta vadeli perspektifini değiştirmek zorunda kaldı. Büyük ölçekli sermayelerin ülkeden çıkışının engellenmesi ve etkilerinin kontrol altına alınıp kriz maliyetinin düşürülmesi amacıyla uluslararası mali destek sağlanmak zorunda kalındı.

Bu yazımızda sizlere Türkiye’deki ekonomik krizler hakkında genel çerçevede bilgiler sunduk. Şimdi akademisyenlerin gözünden ekonomik krizlerin sinyallerini ve ortak özelliklerini aktarıp genel bir değerlendirme yapacağız.

Ekonomik Krizlerin Ortak Özellikleri

Dünya genelinde son yıllarda yaşanan ekonomik krizler incelendiğinde yerel dinamikler farklılaşsa dahi tüm ekonomik krizlerinin belirtilerinin ve özelliklerinin büyük ölçüde benzediği sonucuna varılabilir. Fiyat değişimleri ile ilgili beklentilerin piyasada belirsizlik yaratması, enflasyonun yükselmesi ve yükselen enflasyonun mali dengeleri alt üst etmesi, rekabet denetiminde yetersizlik, borçlanmaya bağlı orantısız ve hızlı büyüme, milli paranın yabancı ülke paraları karşısında belirsiz bir değere sahip olması, bankacılık sistemindeki sorunlar, kredi taleplerindeki hızlı artmalar, döviz kurlarında beklenmedik ve sert dalgalanmalar ekonomik krizlerinin ortak özellikleri arasında sıralanabilir.

Tüm ekonomik krizler henüz tam anlamıyla etkisini hissettirmeden önce elbette ki öncü kuvvetlerini piyasaya salar. Belirtiler daha doğrusu sinyaller ne kadar güçlü olursa beklenen krizin şiddeti ile ilgili de yüksek beklentiler oluşur. Kriz sinyallerinin yakalanması ve krizin şiddetini azaltacak önlemlerin alınması bu açıdan yaklaşıldığında oldukça önemlidir. Her hükümet kriz sinyallerinin yakalanması sürecini başarıyla yürütemeyebilir. Kriz sinyallerini değerlendiren uzmanların varlığı krizin teğet geçmesini isteyen hükümetler tarafından mutlaka desteklenmelidir. Örgütler kriz sinyallerini aldıklarında krizi önleme adına krize yol açan faktörleri dikkate alarak önlem alırlar. Böylece beklenen krizin etkileri azaltılabilir ve halk borçlanma gerçeği ile yüzleşmeden süreçten çıkılabilir.

2001 Krizi ve Günümüz

2001 Krizi patlak verdikten sonra Kemal Derviş ve ekibi tarafından yürütülen çalışmalar kısa sayılabilecek bir süreçte etkisini hissettirmeye başladı. Türkiye yokuş aşağı düşerken ve kişi başı gelir ortalama olarak %27 oranında azalmışken yıl 2002 olduğunda kişi başı gelir %16, yıl 2003 olduğunda ise %31 oranında arttı. Alınan tedbirler ve benimsenen yeni ekonomik program piyasaların aradığı istikrarı sunmayı başarmıştı. TL’nin değer kaybına uğraması ihracat hacmini arttırdı, AKP seçimleri kazandı, AKP halkın güvenini kazandı ve kriz ortamı kalıcı bir şekilde olmasa da geçici bir şekilde yatıştırıldı.

15 Temmuz ile birlikte Türkiye’de yaşanan değişimler ve değişimlerin yol açtığı etkiler ekonomik koşulların da giderek sertleşmesine neden oldu. ABD ve Rusya ile olan ilişkilerin belirsizliği, terörle mücadele, Türkiye’nin katıldığı operasyonlar, mülteci sorunları, yüksek enflasyon, zaman zaman Avrupa ülkeleri ve ABD ile yaşanan siyasi restleşmeler, Rahip Brunson olayı sonrası doların değer kazanması, kredi faizlerinin yükselmesi, Merkez Bankasının özerkliğinin tartışılması, konkordato veren firmaların artması ve banka faizlerinin tavan yapması gibi sinyaller 2019 yılında Türkiye’de çok daha kapsamlı bir kriz yaşanabileceği yönünde yorumlanıyor.

Türkiye’de 2019 yılında kriz yaşanacak mı sorusu ise şimdilik belirsizliğini koruyor şeklinde yorumlanıyor. Halk arasında ise krizin çoktan başladığı, hayat pahalılığının arttığı yönünde yorumlar fazlalaşıyor. Yerel seçimlerin yaklaştığı ve siyasi partilerin tüm kozlarını oynadığı gerçeğini de göz önünde bulundurursak; kriz, Türkiye ekonomisinin bir dinamiği haline geldi mi sorusu ön plana çıkıyor. 

Deniz ÖZ
Uluslararası İlişkiler mezunu, ancak devletler arası ilişkileri kavramak yerine şirketler arası ilişkilere yönelen; sosyal medya ve dijital pazarlama odağında içerik yönetimi özelinde kariyerinde ilerleyen içerik yazarımız reaksiyonlarınıza fazlaca değer veriyor. Kırmayın, üzmeyin varsa iletmek istediğiniz doğrudan kendisine bilgi verin.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here