Aşk Aşk Aşk Girişimi

Stratejik İletişim ve Kariyer Danışmanı Duygu Eren Sabah.com.tr’ye Sevgililer
Günü’ne özel yazı kaleme aldı.
“Birgün, Mevlana eve girer ve hanımı ona
sorar;


Bu kadar aşıksın Mevlaya şükürler olsun bu aşkı yaşayıp yaşatana…


Peki bana ne kadar aşıksın der;


Mevlana hanımına şöyle der;


Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,


Bir adım gelene on adım gidişimsin..


Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin..


Sen benim; Bugünüme şükür ve yarınıma dua edişim,


Azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişimsin,


Ve kapanmayan avuç içimsin…”


Mevlana’nın bu hikayesinden hep harika bir evlilik yemini olur diye
düşünmüşümdür. Sevmek, sevilmek, karşınızdakine inanmak ve güvenmek. İnsanların
ortak dil olarak “ilgisizceyi” konuştuğu günümüzde ne kadar yüce ve değerli
kalıyor. Bugün, hayatımızdaki aşk, sevgi ve ilişki kavramlarını çok derin
düşündüğümüz bir gün, bugün sevginin günü; 14 Şubat. 14 Şubatlar bahanedir
sevene. Kırgınsa barışmak için, seviyorsa söylemek için sebeptir. Tüketim
toplumu olduk, bugün hediye almayın, bunlar kapitalizmin oyunları gibi lafları
hep kulak ardı etmişimdir. Tüketmek illa karşındakini hediyelere boğmak demek
değildir, böyle günler bazen hepimizin ihtiyacımız olan sebepleri bize
sunar.


Bugüne kadar yazılarımda hep girişimcilikten bahsettim. Bir an durup
düşününce aslında en değerli ve şablonu olmayan girişimin “aşk” olduğunu fark
ettim. Aşk girişiminin karşılığında sevilmeme riski, sevip kavuşamama riski,
sevip ayrılma riski, kalbinin darmadağan olma riski taşır. Hep inandığım bir şey
var ; o da aşk cesurları sever. Hayatta önemli bir adımı atmamız için
ihtiyacımız olan yirmi saniyeyken, aşık olunca o cevval insan gider yerine dili
tutulan, konuşamayan biri gelir. Kafamızda evirip çevirip kurduğumuz cümleler
buhar olur uçar gider. Heyecanlanırız, hata yapmaktan korkarız, karşımızdaki
zayıf yönlerimizi görsün istemeyiz, istediğimiz olmayınca hırs yaparız.,
istediğimiz olunca naz yaparız..Yaparızda yaparız ve planlar yaparız.
Girişimcilikte, hep iş planı ve stratejinin gerekliliğinden bahsediyoruz ama aşk
plan sevmez, güzel niyetleri sever. İnsan ilişkilerini ilerleten, uzun uzun kafa
patlatılan stratejiler, kurgular değil, doğallık ve spontanlıktır. Verdiğimiz
kadar alamayabiliriz, bazen hiçbirşey bize yetmeyebilir ancak bir şeyden eminim;
aşkla geçirilen yaşam boşa geçmemiş bir yaşamdır. Einstein görecelik (izafiyet)
teorisinde, zamanın evrenin farklı noktalarında farklı hızlarla aktığını, hatta
durabildiğini göstererek, mutlak bir kavram olmadığını, değişken bir algı
olduğunu ispatlamıştır. Benim bu teoriye yapmak istediğim minik bir ekleme var.
Sevdiğinizle geçirdiğiniz beş saatlik zaman, sizin dünyanızda gerçekte yarım
saate denk gelebilir. Algı, aşkta daha da değişkendir. Ayrılık vakitleri hep çok
uzun ve zor gelir. Ne kadar çok zaman geçirsilse de, zaman hiç yetmez. Birçok
kez hayalkırıklığına uğrasanızda, üzülsenizde, sonuçlarını bilsenizde tekrar
seversiniz. “Çok kırıldım, kalbimin kapılarını kapattım” dersiniz ama o tatlı
heyecanlar sizi sarmaya başladığında, yeminleriniz bozulur. Geleceğe dair ve
ümitleriniz vardır. Yaşamaya yeniden başlarsınız.


Bütün girişimler hayalle başlar. Aşk, hayal kurmaz ama hayal kurdurtur. Bu
hayallere göre mutlu oluruz, mutsuz oluruz, hayalkırıklığına uğrarız,
hayalkırıklığına uğratırız. Bazen o hayaller gerçek olur, bazen gerçekler o
hayalin yanından bile geçemez. Aşk, her gün emek ister, sadakat bekler. Severek,
hayatımızın en büyük risklerinden birini göze alarız. ” O, benim için neleri
göze alıyor “, “Beni ne kadar seviyor?”, ” Umarım doğum günümu unutmaz “, ”
Sevgililer gününde bana ne hediye alacak? “, ” Arayacağım dedi, iki saat geçti
hala aramadı “, ” Beni sevdiğini söyledi acaba gerçekten seviyor mu? “. İnsanlar
o kadar çok birbirini sınıyor ve ilişki konuşuyorlar ki, sınamaktan ve
konuşmaktan yaşamaya vakit kalmıyor. Neruda, ” seni sevdiğimi anlayacaksın,
sevmediğim zaman ” diyerek ne güzel söylemiş. Umarım hiç kimsenin gerçekten
sevildiğini anlaması için bu şekilde ikna edilmesi gerekmez.
Peki, güller,
balonlar, kırmızı kalpler..hepsi bugün tüketim toplumunun olsun. Ama, siz ” 14
Şubat ” bahanesini kullanın ve içinizdekileri bugün söyleyin, denemeden
bilemezsiniz, yaşamadan göremezsiniz.


Duygu Eren
Stratejik İletişim ve Kariyer Danışmanı


Yazarla iletişim için: duygu@dpdanismanlik.com
Twitter:
www.twitter.com/duygeren

Genel Bayilik Başvuru Formu :

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here