Başarılı girişimciliğin ipuçları

Ben ülkemizin ekonomik geleceğinin ve işsizlik probleminin çözümünü girişimcilikte görüyorum. Bu düşüncemi de zaten haftalardır burada vurguluyorum.

Bana göre ülkemiz, adına ‘yeni girişimcilik’ dediğim ve ileri teknoloji içeren sektörlerde sıfırdan kurulup çok hızlı büyüme temposu yakalayacak olan şirketlerle, bu yeni sektörlere tedarikçilik amaçlı şirket kuracak girişimciler ve bir de geleneksel alanlarda yenilikler ve farklılıklar oluşturarak yepyeni iş modelleri ortaya çıkaracak girişimcilerle büyüyüp kalkınacak.

Zaten bu inancımdan dolayı, gerek hükümet seviyesinde uygulanacak olan bir girişimcilik destekleme modeli, gerekse de münferit girişimcilerin günlük hayatlarında kullanabilecekleri iş başarısıyla ilgili ipuçlarını bu sayfada uzunca bir süredir veriyorum. Derdim, Türkiye’nin hızla zenginleşmesi. Bu da ancak ve ancak zengin ve para kazanan şirketleri, girişimcileri fazla olursa mümkün olabilir.

Zenginlik iyi bir şeydir, fakirlikten kimseye fayda gelmez. Şimdi sizlerin artık bir iş fikrine sahip olduğunuzu, bir dükkan ya da imalathane konusunda da arayışa girdiğinizi ve geçen haftalarda anlattığım farklılık stratejilerinizi oluşturmuş olduğunuzu varsayıyorum. Bu varsayımımla, bu aşamadan sonra nasıl bir iş planı oluşturup işinizi yönetmeniz gerektiğiyle ilgili tavsiyelerimi aktaracağım. Ama önce, kimsenin bugüne dek konuşmadığı, büyük işletme profesörlerinin ‘kurumsallaşın’ söylemleri arasında hiçbir zaman akla bile gelmeyen çok önemli bir konuya değinip ondan sonra iş planına geçeceğim.

Konu bence çok ama çok önemli, ama dediğim gibi kimsenin bu konuyu ağzına aldığını duymadım. Bizim memleket çok ulvi ekonomi yazarlarına sahip olduğundan, şimdi anlatacağım fani konular hiçbir zaman gündeme gelmez. Sanki memleketteki herkes IMF ve bütçe uzmanıymış gibi, bu temcit pilavları önümüze sürülür durur.

ORTAKLARINIZI İYİ SEÇİN
Konu şu: Şimdi sizin bir iş fikriniz var, üç beş kuruş da para buldunuz ve yola koyulacaksınız. Bu aşamada şirketinizin hiçbir değeri yok çünkü daha ortada şirket falan yok. Genelde ne yapıyorsunuz? Özellikle de parayı peder falan verdiyse, işe yaramaz biraderlerden birini ya da ikisini şirkete ortak ediyorsunuz. Ya da yakın bir arkadaşınızın da size destek olması arzusuyla ortak olmasını öneriyorsunuz veya onun teklifini kabul ediyorsunuz. Kimse beş kuruş koymuyor. Bu dayanışma duygusundan zevk bile alıyorsunuz. Öyle ya, yanınızda kardeşleriniz, en iyi arkadaşınız. Sonra işler başlıyor. Siz deliler gibi gece gündüz çalışıyorsunuz, işi yukarı çıkarıyorsunuz ama yeteneksiz ya da tembel biraderiniz (veya arkadaşınız) miskin miskin oturuyor. Siz yine de aldırmayıp işe asılmaya devam ediyorsunuz. Onlar da sözümona çalışıyorlar ama olsa ne olur olmasa ne olur kabilinden. Zaman geçiyor, şirket büyüyor, bu kez ortaklarınız kâr payı dağıtmanızı istiyorlar. Siz diyorsunuz ki bırak kâr dağıtmayı, birikimlerimizi daha da arttıralım ki işletme sermayemiz büyüsün ve kara gün dostu nakit rezervlerimiz artsın. “Hayır” diyorlar, “biz kâr payımızı isteriz”. Muhtemelen hanımları kışkırtıp yeni bir araba almasını sağlamaya çalışıyordur. İşte o gün başınızın ve işinizin derde gireceği gündür. Hep söylüyorum ya, başarı için odaklı olmalı ve çok enerjik çalışmalısınız. İşte biraderlerden veya arkadaşlardan gelecek bu ve benzeri talepler sizin enerjinizi ve odağınızı işten alıp ötelere götürecek, ruh halinizi bozacak ve tüm bunlardan işiniz olumsuz etkilenecektir.

SAATLİ BOMBALARDAN KAÇININ
Şimdiden söyleyeyim. Ortaklarla yeni bir iş kurmak, tek başına kurmaktan daha sağlıklıdır. Ama bu ortakların doğru seçilmiş olmaları ve aynı işin başarısına gönül koymuş olmaları kaydıyla. Aksi halde, dünyanın her yerinde ortaklık problemli bir meseledir. Şirket içindeki saatli bombadır. Bizim memlekette ziyadesiyle. Yanlış ortaklıkta dırdır çıkar, işe müdahil olmayan eşler, çocuklar vaziyeti karıştırır, işin içinden çıkamaz hale gelirsiniz. Benim size tavsiyem şu: Mümkün olduğunca, işe gönül ve para koyacak ortaklarla yola çıkın. Yoksa ortak almayın. Size gerekecek profesyonel desteği, maaş karşılığında en iyi profesyonellerden günü gelince alırsınız. Başta değersiz gibi görünen o hediye hisseler de sizin huzurunuzu kaçıracak olan dünyanın en pahalı hissesine dönüşebilir. Eğer arkadaşınız/kardeşiniz para koyacaksa, becerisini koyacaksa ve sizin kadar enerjik çalışacağından çok eminseniz ortak alın. Aksi halde bu konunun muhabbetini bile yapmayın. Hanımı biraderi sırf hoşluk olsun diye işe karıştırmayın, hayatınızın hatasını yaparsınız. Ortak adayı ciddi para ve enerji koyacaksa, o zaman ortaklığı düşünün ve ortaklık şartlarını sözleşmeyle belirleyin.

İŞ PLANI YAPMADAN İŞE GİRMEYİN

Hedefler-ciro ilişkisi, günlük, haftalık ve aylık nakit durumu ve pazarlama planı, işinizi yönetirken her gün ama her gün takip etmeniz gereken üç önemli bilgi…

İş planı mı? O da ne hocam? Sermayeyi bulduk, bayiliği aldık, dükkanı da açtık ya, daha ne yapacağız? Müşteri beklemekten başka bir şey kaldı mı? Bence daha dükkanın dekorasyonu yapılırken sizlerin oturup şimdi anlatacaklarımı planlıyor olmanız lazım. İşinizi yönetirken size, her gün ama her gün takip etmeniz gereken üç tane bilgi lazım:

1. Hedefler-Ciro ilişkisi,
2. Günlük, haftalık ve aylık nakit durumu,
3. Pazarlama planı.

Aslında bu kadar kolay. Sadece üç tane basit veri. Ama bu üçlüyü günlük bazda izlemeli ve yönetmelisiniz. Yani her sabah işe geldiğinizde masanızda öncelikle bu bilgilere bakıp, şirketinizin ne durumda olduğunu günü gününe takip etmelisiniz. Dilerseniz biraz daha detaylı anlatayım.

1. HEDEFLER:
Ciro ve kâr hedefi koymaksızın hiçbir iş yapılmaz. Alice Harikalar Diyarında isimli çocuk öyküsünü hatırlar mısınız? Alice bir iksiri içince küçülüyor ve uyandığında kendini bir hayal dünyasında buluyor. Biraz yürüdükten sonra bir beş yol ağzına geliyor ama buraları tanımadığından hangi yoldan gideceğini bilemiyor. O sırada bir tavşan beliriyor ve Alice tavşana hangi yoldan gitmesi gerektiğini soruyor. Tavşan Alice’e dönüp “nereye gitmek istiyorsun” diyor. Alice de “ben burada çok yeniyim, o nedenle nereye gitmek istediğimi bilmiyorum” diye cevaplıyor. Tavşanın cevabı çok öğretici: “Eğer nereye gitmek istediğini bilmiyorsan hangi yolu seçersen seç her yol seni oraya götürür.” Nereye gitmek istediğinizi daha en baştan çok iyi bilmelisiniz. Belli bir sermaye koydunuz, bir kere bu sermayeyi ne kadar zamanda çıkarmak istediğinize karar vermelisiniz.

Bunun için de önce maliyetlerinizi, sonra da satış fiyatınızı belirleyip kendinize bir ciro hedefi belirlemelisiniz. Bu hedefiniz aylık ciro ve yıllık ciro olmak üzere iki aşamalı olarak belirlenmeli. Ve siz her gün, o gün itibariyle aylık ciro hedefinizin neresinde olduğunu kontrol etmelisiniz. Her gün. Zira ancak bu şekilde hedeflerinizin gerisinde mi yoksa önünde mi olduğunuzu anlarsınız. Tek kişilik şirketseniz bunları kendiniz hesaplayabilirsiniz, kalabalıksanız, muhasebecinizden ya da satış elemanınızdan bu bilgileri size günlük olarak iletmesini istemelisiniz. Ciro hedefinizi koyarken temel noktanız başa-baş hesabı olmalıdır. Şirketin başa-baş noktası, satış gelirlerinin şirket içindeki tüm kira, personel ve malzeme maliyetini karşıladığı parasal miktardır. Bunun üzerinde kalan kısım kârdır. Sizin ciro hedefiniz bir kez en az aylık ve yıllık başa-baş noktanız kadar olmalı, bunun üstünde de ne kadar büyümek istediğinize dair sizin belirleyeceğiniz ‘gerçekçi’ bir miktar eklenmelidir. Örneğin sizin yıllık başa-baş noktanız 50 bin TL mi? Siz kendinize 75 bin TL’lik bir hedef koyabilirsiniz. Bu noktadan itibaren de bu hedefin neresinde olduğunuzu günlük takip etmeli, hatta bu rakamlarla yatıp bu rakamlarla kalkmalısınız.

Şimdi diyeceksiniz ki madem başa-baş noktam 50 bin, neden 75 bin hedef koyuyorum da 200 bin TL hedef koymuyorum? Söyleyeyim: Uçmamak için. Öyle hedef koyarken uçmaya kalkarsanız Hezarfen Ahmet Çelebi gibi yere çakılırsınız. Hedefleriniz GERÇEKÇİ olmak zorunda. Ben bizim memlekette ne firmalar biliyorum, son onbeş yıldır dünyanın en büyük 10 giyim markasından biri olma hedefi ilan eden. Şu anda 50 bininci sırada bile değiller. İşkembe-i kübradan hedef konmaz. Hedef, senin kaynakların, müşteri potansiyelin ve gücünle orantılı olarak konmalıdır. Bir kere GERÇEKÇİ hedef belirleme alışkanlığı geliştirmeli, arkasından da günübirlik bu rakamları izlemelisiniz: Hedefin neresindeyiz? Hedeften hızlı büyüme yaşıyorsanız, o zaman bunun sebeplerini inceleyip yeni ve daha büyük bir hedef koyabilirsiniz ki buna ‘hedef revizyonu’ adı veriliyor. Ama bu revizyon da gerçekçi olmalı.

2. NAKİT AKIŞ DURUMU:
Şirketleri batıracak olan da çıkaracak olan da nakittir. O nedenle sizin şirketinizin önümüzdeki hafta içinde ve önümüzdeki ay içinde ne kadar nakit girişi olacağını ve buna karşılık ne kadar nakit çıkışı olacağını günü gününe izlemelisiniz. Nakit girişi genelde mal satışından olur. Nakit çıkışı da bu malların tedariki, personel ücretleri ve diğer genel giderlerden oluşur. Bunun için bilgisayar yazılımları da var, basit Excel tablosu da iş görür, hiç bilemiyorsanız kareli harita metot defteri bile kullanabilirsiniz. Ne kullanırsanız kullanın, yeter ki nakit durumunuzu günübirlik izleyin. Nakit konusunun önemini ne kadar abartsam az olur. O nedenle siz, bir girişimci olarak kendinize yani şirketinize nakit ile ilgili olarak bir REZERV HEDEFİ de belirlemek zorundasınız. Sabah gelen parayı akşam harcarsanız size iş adamı değil, hovarda denir. Biz burada girişimcilikle uğraşıyoruz. Başa-baş noktanızın üstünde kalanın bir kısmını mutlaka ancak acil durumlarda ellenecek bir rezerv olarak kenara koymayı hedeflemelisiniz. Buna mecbursunuz. Dilerseniz bu konuları haftaya daha ayrıntılı anlatayım.
Prof.Dr.Arman Kırım
Türkiye Gazetesi

Sponsor

4 YORUMLAR

  1. girişimcilik güzelde hocam her kes girişimci olursa sen aga ben aga inegi kim saga olmazmı iyi eleman olmakta var yada girişimci iyi eleman yzılarınızı çok beyendim

  2. merhaba
    Çok gezen mi bilir çok okuyan mı derler ya; Çok okuyan bilir ancak gezenden de öğrenir derim ben.. yılbaşından 2 gün önce istanbul a beyoğluna gittiğimde orada bi abim gelirken 2 tane hindi kucaklayıp gelseydin ya burda satardık dedi. O zaman anladım Gelirken getir, giderken götür. Faydalı felsefe bu, yani eli boş gidilmez gidilen yere..
    saygılarımla.
    ne iş yapacağını bilemeyen elindeki finansı da uçurmak istemeyen girişimci arkadaşlarım varsa, yetiştirme yurdunda büyümüş, kişisel gelişim, psikoloji, kitle psikolojisi, kısaca insana ve ilgi duyduğu dikkat ettiği değerlerin muhasebesini inceleyen, hayat tecrübesi derin biriyle bilgi paylaşımı ve fikir alışverişi konularında sohbet tadında görüşmek isterse; beklerim.. msn: akinetik@gmail.com

  3. Değerli Hocam,

    Sizinle tanışma fırsatımız olmadı, ancak kitaplarımız ve ve bu gerçekten çok değerli site üzerinden makalelerinizi okuyorum. Henüz inovasyon konusuna gelinmediği için daha önceki makalelerinize yorum yazan “umutsuz” arkadaşlarıma bu değerli yazınız üzerinden düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

    Bende yakın zaman müteşebisiyim. Aşık olduğum işi yapmak için kolları sıvadım, İstanbul’da ve yurtdışında rakiplerim var. Ancak farklılaşmanın bir yolunu buldum ve onunüstünden gitmeye başladım.

    Ümitsizliğe kapılmak, sürekli rakipsiz bir alan aramakla yol katedilmiyor. Yürümezse, Başlayıp hayatımın bir devresinde denedim demek benim için büyük kazanım olacak. Arkadaşlar muhtemelen para kazanamazsan görürüm seni diyecekler biliyorum. Ama ben alın teri dökülen, sürekli kendi içinde farklılaşmaya çalışan, çok çalışan insanların başarısız olduğunu görmedim.

    Kitaplarınız için ve bu değerli makaleleriniz için teşekkür ederim. Umarım yakında başarı hikayemi sizlerle paylaşırım.

    Saygılarımla,

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here