Geleceği öngör(eme)mek

Şunu unutmamalıyız ki, gelecek tamamen bizim elimize verilmemiştir; ancak tamamen de bizim kudretimizin dışında da değildir. Bu nedenle ne, beklediğimizin gerçekleşmesine güvenelim, ne de hiç gerçekleşmeyecekmiş gibi olmasına şaşıralım.
Epikür
II. Dünya Savaşı bitimi ile 70’li yılların ortası (Petrol krizi ve OPEC’in kuruluşu) arasındaki 25 yıl boyunca, dünyada hızlı ve geniş kapsamlı bir büyüme yaşandı. Bu büyümenin bir özelliği, öngörülebilir olmasıydı. Sosyal alandaki büyük değişimlere karşın, önemli ülkelerdeki ekonomik gelişme, II. Dünya Savaşı ve hatta belirli ölçüde 1929 Büyük Kriz öncesinin verileriydi.


II. Dünya Savaşı sonrası planlamaya büyük önem verilmeye başlandı. Ancak planlar bu yapılarıyla büyük ölçüde sürekliliği ifade ediyorlardı; diğer bir ifadeyle, böyle bir planlama –kural olarak- geçmişin trendini veri olarak alıyor ve bunu geleceğe uzatıyordu (extrapolation). 70’li yılların ortasından sonra (petrol şoku) böyle bir yaklaşım artık anlamını yitirmişti. Zira 80’li yıllardaki ve günümüzdeki gelişmeler, geçmişteki gibi geleneksel değil, öngörülemeyen nitelikte.


Belirsizliğin arttığı, gelecek için geçmişin –tamamen- referans alınamadığı dönemlerde stratejik planlama anlam ve geçerlilik kazandı. Stratejik planlama yapısal olarak kalitatif niteliktedir, bir yön düşüncesidir. Diğer bir ifadeyle, geleceğin nasıl olacağı konusunda belirli parametreleri baz alarak, bu gelecekte şirketin nerede olacağını planlamaktır.


Geleceğin nasıl olacağı konusunda önemli isimler görüş bildirdiler ve kitaplar yazdılar. Halen de görüşlerini yayın organlarında, konferanslarda ve derslerde bildiriyorlar. Bu konuda büyük isim yapmış, hepimizin zaman zaman kaynaklarına başvurduğumuz kimseler bulunuyor. Bu alanda ilk akla gelen isimlerin başında şüphesiz ki Viyana doğumlu ABD’li Peter Drucker vardır.


Drucker’in 1991 yılında yazmış olduğu ‘Gelecek için Yönetim – 1990’lar ve Sonrası’ adlı kitabına bir konu için başvurdum. Burada bir konu gözüme çarptı; o da gelecek için yazılmış bir kitapta Çin sözcüğünün hiçbir yerde gözüme çarpmaması. “On yıl sonrasını öngörmek de o kadar kolay değil” gibi söylemleri duyar gibi oluyorum. Doğru olabilir bu söylem, ancak yazılarımıza isim verirken biraz daha mı alçak gönüllü olsak acaba?


İkiz kuleler yıkıldığı günlerde yine birçok kimse yayın organlarında görüş bildirmeye başlamışlardı; aynı deprem sonrası yayınlar gibi. Değişik gelecek senaryoları arasında oldukça havada kalan ve ayağı yere basmayan söylemler de olmuştu. Bir dostumuz şu söylemde bulundu: “Bu olay Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alması gibi bir olaydır, yani çağı değiştiren bir olay….” Yorum yapmak istemiyorum.


2003 yılında dolar değerinin düşmesi konusunda da ilginç öngörülerde bulunanlar olmuştu ve hatta “Birkaç ay sonra 1800–2000 YTL aralığına çıkar” diyenlerin sayısı az değildi.


Bir otomobil fabrikasında çalışan bir işçiyi düşünüyorum. İşi önünden geçen jantın vidalarını sıkmak olsun. İyi sıkmazsa, arabayı kullananlar canından olabilir. Muhtemelen bu işçi de işinden olur. İşçi böyle bir sonucu bildiği için hiçbir zaman böyle bir yanlışa düşmez. Ancak geleceğin nasıl olacağı konusunda görüşlerini esirgemeyenlerin, görüşlerinde herhangi bir tutarsızlık olduğunda bunun bir yaptırımı bulunmuyor. Muhtemelen bunun nedenlerini sıralayıp yeni öngörülerine devam ederler. İstanbul’un fethini ucuzlatanlar için de durum farklı değildir; ekonomik kehanetleri tutmayanlar için de yaşam devam ediyor.


Peki, ne yapalım, hiçbir öngörüde bulunmayalım mı? Stratejik yönetim dalında doktora yapmış, profesyonel olarak planlama alanında çalışmış ve bu konuda dersler veren; diğer bir ifadeyle bu işlerden geçinen bir insan olarak bu soruya doğal olarak ‘evet’ diyemem. Ancak işi ciddiye alalım, bilimselliği ve tevazuyu elden bırakmayalım diyorum. Aksi takdirde kişisel inanılırlığımızı yitirdiğimiz gibi, işi magazinleştirmiş oluruz. Bizleri belirli noktalara getiren bilimin böyle bir saygısızlığı hak etmediğini düşünüyorum.
Yazı: Dr. Metin Aycıl

Sponsor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here