Girişimcileri yıllar boyu bilgisiz bıraktık durduk

Elinizde bir iş planı, bir pazarlama planı olmadan kurulacak her iş, hayal kırıklığına uğramanıza sebep olacak bir girişimdir. Şimdi küçük işletme sahibi kardeşlerime soruyorum: İşe başladığınızda hanginizin elinde bir plan ve bilgi birikimi vardı?

Bizim memlekette hükümetleri eleştirmeye falan kalkınca en sık başvurulan istatistik, iflas edip kapanmış işyeri sayısıdır. Herhangi bir yıl içinde ne kadar fazla işyeri kapanmışsa, hükümet o kadar suçludur. Ülkemizde genel eğilim şöyledir: Şirketler başarılı olursa patronlarının ne kadar akıllı olduğu anlatılır, buna karşılık işleri batırırlarsa genelde suçlu ekonomik konjonktür, ya da daha Türkçesi hükümetlerdir. Bu tür bir görüş, hiç kılıfsız söyleyeyim, saçmalığın daniskasıdır. Şirketleri başarıya götüren de başarısız kılan da patronlarıdır. Eğer aksi durum söz konusu olsaydı, her ekonomik krizde tüm şirketlerin batması, her ekonomik yükselişte de her şirketin benzer başarı yakalaması gerekirdi. Bakın, 2008 ekonomik krizi sonrasında binlerce şirketimiz kapandı, ama çok fazla şirket hayatta kalmayı başardı ve hatta bazıları ciddi anlamda büyüme bile kaydettiler. O nedenle geçmişten kaynaklanan, suçu başkasına atma alışkanlığını bir yana bırakmalı, şirketinizi batırmamak için neler yapmanız gerektiğini bilimsel olarak öğrenmelisiniz.

İŞLETMELER MANTAR GİBİ
Bilimsel olarak. Bakın bu laf çok önemli. Bizim memlekette her gün, mantar biter gibi yeni işletmeler kurulur. Bu güzel bir şey, zira girişimcilik ruhunun memlekette ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. Ama bizdeki bu girişimcilik ruhu çok önemli bazı özellikler taşıyor. Birincisi, yeni işletmeler genellikle taklit özellikli işletmeler oluyorlar. Benim 20 sene önce kurduğum ve ardından bir sektör doğan şirketimin içinden bana rakip tam yedi tane girişimci firma çıktı! Hepsinin de bakış açısı aynıydı: “Hep patrona mı para kazandıracağız? Biz de aynısını yaparız, parayı kendimiz kazanırız”. Bu benden ayrılıp kendi işini kuranlar arasında tek bir tane bile başarılı şirket çıkamadı. Kimi kapandı, kimisi estek köstek iş yapmaya çalışıyor. Demek ki bizim girişimciliğimizin birinci marazı taklit odaklı olmaları. Antalya’da meşhur bir cadde var, cadde boyunca karşılıklı olarak onlarca cep telefonu dükkanı görüyorsunuz. Oraya Turkcell caddesi diyorlarmış. Düşünün birbirinin aynısı olan bu kadar fazla şirketin herhangi birinin iyi para kazanma ihtimali ne kadardır?
Girişimci şirketlerimizin ikinci en önemli marazı, neyi ‘farklı’ yapacakları konusunda hiçbir fikirlerinin, bir iş modellerinin olmaması. Eski arkadaşın biri pideci fırını mı açtı, baktın para kazanıyor, sen de gidip aynı caddede aynı pideleri satan bir fırın açıyorsun. Aynı caddeye gelen aynı müşterileri hedefleyen ve aynı pideleri satan bir başka pideci. Sonuç ne olur diye merak ediyorsanız söyleyeyim: Her iki fırının da satışları azalır, muhtemel rekabet nedeniyle fiyatlar düşer ve neticeden hiçbir satıcı mutlu olmaz. Yılların birikimi uçup gideceği gibi, başarısız olmanın getireceği psikolojik çöküntü de işin cabası olur.
Girişimci şirketlerimizin bir üçüncü büyük eksikliği, ellerinde bir iş planı olmaksızın şirket kurmaya kalkışmaları. Bizim vatandaşımız iş kurmayı iki nedenle seçiyor: Ya belli bir ustalığı var, örneğin iyi tornacı ya da iyi marangoz, bu ustalığını kendi işletmesinde uygulamak istiyor, ki bu kısmen de olsa doğru bir yaklaşım. İkinci neden, adam ya işini kaybediyor ya da iş bulamıyor, o zaman çareyi kendi şirketini kurmakta arıyor. Onun derdi genelde parayı nasıl denkleştireceğim sorusu oluyor. Ne dükkanı açacağı konusunda da çoğu kez hiçbir fikri olmayıp, sürekli farklı fikirlerle oynuyor ve bir tanesinde karar kılıyor.

NEREDE HANGİ İŞ YAPILIR
Benim bitişik komşum, ki yıllardır tekstil işinde patronluk yapmış birisi, işi bozulunca bizim mahallede yeni bir iş kurmaya kalktı. Önce bir dükkan kiraladı, ondan sonra bu kiralık mekanda en iyi hangi iş yapılır diye düşünmeye başladı. İlk düşüncesi mobilya mağazası yapmaktı, “sakın ha” diye uyardım. Sonra bana gelip “hocam bir tost büfesi açacağım” diye tutturunca, “mahallede yeterli sayıda iş yeri yok sakın ha” deyip durdurdum. En sonunda bir biftek lokantası açmaya karar verdiğini söyleyince, artık baş ağrısı bir komşu görüntüsü vermeyeyim diye “bak bu olur” dedim ama başaracağına zerre kadar inanmadım. Neden mi? Çünkü oturduğumuz mahallenin müşteri özellikleri bunların hiçbirine cevap vermeye uygun değildi. Zaten lokanta da bir yıl dolmadan battı. Elinizde bir iş planı, bir pazarlama planı olmadan kurulacak her iş hayal kırıklığına uğrama şansı çok yüksek bir girişimdir. Şimdi küçük işletme sahibi kardeşlerime soruyorum: Hanginizin işe başladığınızda elinizde bir pazarlama planı vardı?

Küçük girişimcilere desteğimiz olmuyor

Bunca senedir basında küçük işletmelerle ilgili okuduğum yazılar aklıma geliyor, muhtelif kurumlarca KOBİ’lere yönelik düzenlenen eğitimler aklıma geliyor ve yeni iş kuran veya kuracak olanlara (kendim de dâhil) bu memleketin birikimli insanları olarak hiçbir fikri yardımda bulunmamış olduğumuzu irkilerek idrak ediyorum. Yeni bir iş kuracak vatandaşın bu işi başarılı kılabilmesi için neler yapması gerektiğine dair kendisine fikir verecek hiçbir kaynak olmamış bu memlekette. KOBİ eğitimlerinde küçük işletmecilere ‘kurumsallaşmaları’ anlatılıyor. Yani, batmalarını hızlandıracak ve iş yerlerinde belki de en son ihtiyaçları olan ‘kurumsallaşma’ anlatılıyor hararetle. Güler misin, ağlar mısın? Ne kurumsallaşması be abi? Sen adamlara herşeyden önce pazarlama ve farklılaşma anlatsana! Gazetelerin KOBİ sayfalarına baktığınızdaysa gördüğünüz şey sadece bir KOBİ yağcılığı: “Leblebiyi paketledi 10 milyon ciro yaptı” gibisinden şeyler. Yeni işletme kuracak olan insanlara, başarısız olmamaları için neler yapmaları gerektiğini anlatmadığımız sürece bu insancıklar el yordamıyla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, ama sonunda çoğu, zar zor biriktirdikleri parayı çarçur ediyor ya da borç aldığı parayı batırıp kahroluyor. Gazetelerin ekonomi yazarları da sanki tüm vatandaşım makro iktisat uzmanıymış gibi ve sanki küçük işletmelerin onların anlattığı makro iktisat bilgilerine zerre kadar ihtiyacı varmış gibi, akademik konuları yazıp duruyorlar. Cari açıklar, bütçe açıkları, dış borçlar gibi Kütahyalı lokanta sahibini, Konyalı taklit dingil üreticisini, İzmirli incir paketleyicisini en ufak bir şekilde ilgilendirmeyen konuları yıllardır tüm basında ‘ekonomi yorumu’ adı altında okuyup duruyoruz. Aslında okumuyoruz. Mesela ben zinhar böyle gereksiz konuları okumakla vaktimi ziyan etmiyorum. Hırdavat dükkanı olan vatandaşım da eminim benim yaptığımın aynısını yapıyor, okumuyordur.

ÖNEMLİ OLAN BATAĞI ENGELLEMEK
Gazeteler ve gazetelerin ekonomi yazarları sırça köşkte yaşıyorlar. Hayatın gerçekleriyle, ülkenin küçük işletmelerinin dertleriyle, yeni kurulacak şirketlerin çaresizliğiyle ilgili zerre kadar bilgiye sahip olmadan, ne işe yaradığı belirsiz yüce makro iktisat yazılarını yazıp duruyorlar. Ortada son derece komik bir durum var ama hiçbir şey değişmiyor. Ne küçük işletmeci, ne de yeni girişimci adayı parasını batırma kaderinden kendisini kurtarmaya yarayacak hiçbir düzgün bilgiye ulaşamıyor. Ve bu durum ‘ad infinitum’ sürüp gidiyor.

Bundan sonra bu sayfayı izleyin

İşte tüm bu eksikliklerden ve bunların olumsuz sonuçlarından fena halde rahatsız olan ben, bugünden itibaren mümkün olan her Çarşamba, özellikle yeni kurulacak küçük şirketlere yönelik olarak onları koruyacak ve başarıya götürecek fikirler vermek istiyorum. Bunun gerçekten çok önemli olduğuna inanıyorum. Örneğin ben her ne kadar bir işletme profesörü bile olmuş olsam, vaktiyle kendi kurmuş olduğum küçük (ama sonra büyüyen) şirketimin yönetiminde sizlere anlatacağım bilgilerim olsaydı hayatımın çok daha kolay olacağına inanıyorum. Şirketim başarılı oldu, büyüdü. Sonunda kendimi daha fazla bilime ve araştırmaya odaklamak için şirketimi kapattım, ama son dakikaya kadar başarılı bir şirket yönettim. Bunları şunun için söylüyorum. Ben her ne kadar akademik kökenli bir insan da olsam, vaktiyle üniversiteden istifa edip girişimciliğe kalkışmış olan biriyim. Yani damdan düşmüş biriyim. Ne demişler? Damdan düşenin halini en iyi damdan düşmüş olan anlar.

BAŞARILI ŞİRKETİN SIRRI
Önümüzdeki haftadan başlamak üzere yeni kurulacak olan şirketlere, başarılı bir şirket kurup yönetmek için neler yapmaları gerektiğini adım adım ve detaylı olarak anlatacağım. Ama dilerseniz şimdiden haftaya neler anlatacağım, onu bir özetleyeyim. Birincisi, şunu bilmeniz gerekiyor ki, hangi sektörde olursa olsun ve hangi işi kuracak olursanız olun, her iş bir pazarlama işidir, bunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Evet, her ‘business’ aslında bir pazarlama ‘business’ıdır. Öyle dükkan açayım sonra oturup müşteri bekleyeyim mantığıyla girişimcilik olmaz. Batarsınız. Daha en baştan bir pazarlama planınız, ya da en azından pazarlamayla ilgili bir fikriniz olmak zorunda. O nedenle sizlere pazarlama konusunda tavsiyeler vereceğim. Diğer bir önemli husus, herkese herşeyin satılamayacağı gerçeğidir. O nedenle de daha işinizi kurmadan önce ‘hedef müşteri’ olarak kimleri hedefliyorsunuz, bunları nasıl belirlersiniz ve kendilerine nasıl ulaşırsınız gibi çok önemli bir işletmecilik konusunu zihninize sokmak istiyorum. Bahse girerim, aranızda yeni şirket kuracak olan 100 kişiden 99’u böyle bir müşteri hedeflemesiyle yola çıkmayı düşünmemiştir.

FARKLI ÜRÜN VE HİZMET…
Yeni şirket kuracak olanların düşünmesi gereken üçüncü çok önemli husus, belirlemiş olduğunuz hedef müşteri kitlesi için, piyasada mevcut olan rakiplerden nasıl daha ‘farklı’ bir ürün ve hizmet sunmayı düşündüğünüzdür. Farklı olmazsanız diğer rakiplerle aynı olursunuz ve o zaman da müşterinin yeni bir alternatife hiç ihtiyacı yoktur. Piyasada zaten mevcut firmalar varsa ve işlerini de iyi yapıyorlarsa, sizin mutlaka ve mutlaka farklı bir ürün ya da hizmetle piyasaya gelmeniz lazım. Aksi halde batarsınız. Tekrar söylüyorum, batarsınız. Şu günlerde yeni şirket kurmayı düşünüyorsanız, haftaya bu sayfayı okumayı kesinlikle ihmal etmeyin. Size, ertesi sabah kullanabileceğiniz başarılı bir şirket kurma rehberi vereceğim.

Kaynak: Türkiye Gazetesi Prof.Dr.Arman Kırım

Genel Bayilik Başvuru Formu :

5 YORUMLAR

  1. özer arkadasım her yazının altına su sacma reklamını ekleme artık arastırdım ve o patent yıllar once almanlar tarafından alınmıs zaten…!

  2. Yaklaşımınız çok güzel.Kendi işini kurmayı planlayan fakat nereden,nasıl başlayacağını bilemeyen biri olarak yazılarınızın devamını bekliyorum.

    Saygılar,

  3. FARKLI ÜRÜN VE HiZMET….
    Güzel bir baslik. Farkli ürün ve hizmet….
    Iste Firsat ve degerlendirin. Ben Alman Curry Wurst'unun Türkiyede Patentini aldim ve su anda Istanbulda büyük bir AVM icinde kücük bir dükkanda tanitimini ve satisini yapiyorum. Türkiyede ilkdefa.
    (Suna inananlardanim. Markalar isletmelerin tapusudur. Marka ve ürünlerinizde kiraci olmayin)
    Curry Wurst'u Türkiyede %100 dana etinden yaptirtiyorum. Fakat Almanyada yasadigim icin isimin basinda duramiyorum. Amacim bir Sirket olusturup Franchise vermekti. Simdi yeri ile Marka/Patent hakkimi devretmeyi düsünüyorum.
    Ilgilenen arkadaslara mail yolu ile bilgi verebilirim.
    Lütfen ciddi olanlar ilgilensin, mailime reklm ve baskaca yazilar göndermeyiniz.
    e-mail adresim: bgako@gmx.de

  4. Değerli Prof.Dr.Arman Kırım

    Öncelikle zaman ayırıp böyle bir yazıyı paylaştığınız için teşekkürederim.Çünkü sadece yazmak için yazılmamış.Merakla bir sonraki yazınızı bekliyor olcam.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here