Kawasaki’den ‘sahte, geçici ve aptalca’ olandan kurtulma yolları

İletişim ve bilgi teknolojilerinde yaşanan değişim tüm sektörleri yeniden yapılanmaya zorluyor. Rekabetin kuralları değişiyor. Veriler, gelecek stratejilerini oluşturmaya yetmiyor. Pazarlama dünyası, sürekli inovasyon peşinde koşuyor. Ortalık karmakarışık. Bu ortamda, araştırma üniversiteleri, düşünürleri, danışmanları ve yazarlarıyla ABD, sürekli bir biçimde bilgi üreterek gücünü artırıyor. Amerikalı bilim ve işadamları öğrendiklerini kitapları ve konuşmalarıyla dünyayla paylaşıyor, proaktif bir biçimde gündemi belirliyor.
22-23 Ekim’de yapılacak Sosyal Perakende Günleri’nde konuşmak üzere İstanbul’a gelecek Guy Kawasaki de, yeni dünya düzenini anlamaya ve anlatmaya çalışan vizyonerlerden biri. İlginç bir yaşam öyküsü, yalın ve anlaşılır kitapları ve çarpıcı bir sunuş tekniği var. Kendisiyle Kaliforniya’nın Palo Alto kentindeki ofisinde bir söyleşi yaptık. Geçmişi, gelecek planları, şirketi, yönetim anlayışı, yaşama bakışı ve çıkacak yeni kitabı hakkında bilgi aldık.

Kawasaki, 54 yaşında. Japon göçmeni bir ailenin üçüncü nesil temsilcisi. Psikoloji eğitimi almış. Mücevher işiyle uğraşırken bir arkadaşının tavsiyesiyle Apple-Macintosh’da işe alınmış. Sonra kendi şirketini kurmuş. Garage Technology Ventures isimli şirketinde yeni fikirleri dinliyor ve umut veren projeleri yatırımcılarla buluşturuyor.



İşadamlığının yanı sıra üretken bir yazar ve dünyaca ünlü bir konuşmacı olan Kawasaki, önümüzdeki günlerde çıkacak dokuzuncu kitabından büyük bir heyecanla söz ediyor. ‘Kahramanım’ diye tanımladığı, ünlü yönetim gurusu Peter Drucker’ı kendisine örnek aldığını belirtiyor. Yeni kitabı ‘Reality Check/Doğruluk Testi’ isimli kitaba tanıtım metnini ünlü pazarlama gurusu Seth Godin yazmış. Godin, çalışmanın okurlara ‘sahte, geçici ve aptalca olan şeylerden kurtulma ve sağduyulu uygulamalara sarılma imkânı’ sunduğunu belirtiyor.


Garage Technology Ventures’da bugüne kadar sayısız sunum izlediniz. Bunlardan hangisi sizi etkiledi? Bir şirketin sizin dikkatinizi çekmek için ne yapması gerekiyor?


Doğrusunu isterseniz bir sunumu dinlerken nereye gideceğini tahmin etmek son derece zor. Başarılı fikirleri ancak geri dönüp baktığınızda tanımlayabiliyorsunuz. Tahmin etmek adeta Tanrısal bir iş. İnsanlar genellikle kanıtlanmış ekipler, teknolojiler veya iş modellerinin peşinden koşuyor. Oysa iyice incelediğinizde dünyayı değiştiren ve büyük bir servet yaratan şirketlerin, kanıtlanmamış ekipler, teknolojiler ve iş modelleri olduğunu görüyorsunuz. Apple, Google, Yahoo, Cisco, Microsoft örneklerinde olduğu gibi…


Bugüne kadar kaç sunum dinlediniz?


Yaşamım boyunca mı? Binlerce. Yılda 4-5 yatırım yapıyoruz. Sanırım bin iş modeli dinliyoruz. Sermaye yatırımcılığı büyük oyunlarla oynanan bir oyun. İşimizin doğası bu.


Kendinizi ‘evanjelist, girişimci, yatırım bankacısı ve venture capitalist’ olarak tanımlıyorsunuz. Öykünüzdeki en önemli isimlerden birisi Apple. Şirkete girmeyi nasıl başardınız?


Bu tümüyle torpille oldu. Ben 1976’da Stanford’da psikoloji bölümünü bitirdim. Ailem doktor, avukat veya dişçi olmamı istiyordu; hukuk okumaya başladım ama bir hafta sonra vazgeçtim. Çünkü öğretmenlerimden devamlı, bir işe yaramadığımı ve beni yeniden yaratacaklarını duymaya dayanamadım. UCLA’da MBA yapmaya başladım. Bir mücevher kuruluşunda da iş bulmuştum, satış yapmayı öğrendim. Bu arada, Stanford’dan ev arkadaşım Mike bana Apple’da iş buldu. Tam anlamıyla torpille işe girdim. Macintosh’un yapabildiklerini gördüğümde ise bulutlar aralandı, melekler şarkı söylemeye başladı. 4 yıl boyunca, IBM’in dünya çapındaki gücüne karşın, yazılım ve donanım geliştirenlere ‘Macintosh havariliği’ yaptım. Bu arada eşim Beth’le de tanıştım. Dolayısıyla, Apple bana çok iyi geldi.


Anlamdan söz ediyorsunuz…


Apple’da çalışırken istediğimiz tek şey IBM’i yenmekti. Ama, Mac ekibinin net bir hedefi vardı; dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek istiyorduk. Hepimizin tek hedefi, herkesi bir bilgisayar sahibi yapabilmekti. Tutkunuz, hedefiniz varsa aynı zamanda çok para kazanma şansınız da var. Şunu açıkça söyleyebilirim ki, biz kesinlikle sadece para kazanma hedefiyle motive olmuyorduk. O zamanlar, 1984’te yılda 100 bin dolar kazanıyorsanız, çok başarılıydınız. Birkaç milyon dolar kazananlara ‘vay canına’ diyerek bakardık. Şimdi, Facebook, Google gibi işleri başlatanlar 50 milyar dolar değerinde. Bunu kavramak bile zor.


Anlam yaratma konusuna devam edecek olursak, büyük başarılara imza atanlar, Bill Gates gibi, vakıflara ve hayır işlerine yöneliyor. Bu yaşla mı ilgili yoksa genç yatırımcılarda da aynı eğilim var mı?

Bill Gates’in girişimleri hayranlık uyandırıcı. Gençlerin, sosyal sorumluluk konusunda daha büyük bir ihtiyaç gördüklerini düşünüyorum. Silikon Vadisi’nde çok para kazanmış bir kişinin tipik davranışı, metrekaresi 50 bin dolarlık bir evde yaşamak değil veya Fransa’nın güneyinde bir yazlık ev sahibi olmak, Rolls Royce’a binmek. Olsa olsa Prius’a binerler. Burası Los Angeles’tan farklı bir dünya. Bence, daha fazla sosyal sorumluluk var. Bu işte, topluma geri bir şeyler verme konusunda daha büyük bir sorumluluk söz konusu.


Biraz da yeni kitabınızdan söz edelim. Ay sonunda çıkacak bildiğim kadarıyla.


Evet. Bu kitap aslında tüm kariyerim boyunca yaptığım, yazdığım en iyi şeylerin bir toplamı durumunda. Bu kitabı yazmanın kolay olacağını düşünmüştüm; alıntıları kesip yapıştırmaktan ibaret olacağını sanıyordum. Oysa, hiç de öyle olmadı. Çok zor bir çalışmaydı. 500 sayfalık çok kalın bir eser oldu.


Peter Drucker’ın ‘Management/Yönetim’ isimli bir kitabı vardır. Çok kalın bir kitaptır. Benim ‘management’ kitabım da işte bu son çalışmam. Drucker, benim için bir kahramandır. Mükemmel bir dünyada, gelecekte milyar dolarlık bir şirket yaratamazsam, ama Peter Drucker’a benzetilmeyi başarırsam, bundan daha iyisi olamaz.


Benzerlikleriniz nerede?


O bir neslin tümüne biçim verdi. Yönetimin, yöneticinin, iş dünyasının, şirketin ne olduğunu o tanımladı, tonu belirledi. Dilerim, ben de ‘işin anlam yaratmak olduğu’ şeklinde yeni bir ton yaratabilirim. Bunun yanı sıra, taktik bilgiler de verebilirim. 10-20-30 kuralı gibi. Kimileri bir sonraki Bill Gates olmayı ister. Bense, bir sonraki Peter Drucker olabilmeyi diliyorum.


Kitabın ana başlıklarından bir kaçını paylaşır mısınız?


Kitaba, Doğruluk Testi adını verdim, çünkü benim işimin ve zamanımın büyük bir bölümü yatırımcılara gerçeklik testi vermekle geçiyor. Gelen şirketlerin çoğu birkaç yıl içinde 500 milyon dolarlık bir şirket olacaklarını söylüyor. Oysa birkaç yıl içinde yok olacaklar. Eğer, ezici derecede başarılı olabilirlerse, en fazla 50 milyon dolarlık bir şirket olabilirler ama 5 milyarlık olmaları mümkün değil. Bu yüzden, onlara gerçeği, acı gerçeği vermek istiyorum. Kitap son derece taktiksel olacak; ‘Bir sunum nasıl yapılır? Bir panelde nasıl konuşulur? Başarılı bir moderasyon nasıl yapılır?’ gibi soruların cevabı bulunacak. Her şey ‘Nasıl yapılır?’ formatında olacak.


İnsan kaynakları hakkında neler var?


Kitabımda ‘Elemanlar nasıl işe alınır? Nasıl işten çıkarılır?’ türü konuları da kapsayan büyük bir bölümü insan kaynakları konusuna ayırdım. En önemlisi, en iyi insanları işe almak. Kendinizden daha iyisini işe almanız gerekiyor.


‘ASLA POLİTİKACI OLMAM, YEMİNLİYİM’


Gelecek planlarınız neler? Öncelikle, Amerika’nın geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?

Babam senatördü. Politikadan soğudum; asla politikacı olmam, yeminliyim. Politika, politikacılar hakkında çok şey biliyorum, bu yüzden hiç ilgimi çekmiyor.
Amerika’yı seviyorum. Bizim emperyalist işgalciler olduğumuzu düşünmüyorum. Biz daha fazla büyümeyi, daha fazla toprağa yayılmayı düşünmüyoruz; dünyayı daha iyi hale getirmeye çalışıyoruz.


Ben üçüncü nesil Amerikalıyım. İlk nesil işçiydi. İkincisi daha az acımasız bir ortamda yaşadı. Babam bir itfaiyeciydi, sonra emlakçı ve nihayet senatör oldu. Benim neslim doktor, avukat, profesörlerden oluşuyor.
İşin ironik olan yanı dördüncü neslin hiç sıkıntı çekmemiş olması. Her nesil arzusunu, savaşma gücünü yitiriyor. Çocuklarıma ne kadar şanslı olduklarını açıklamam güç. Babam kendi babasını çok çalışırken gördü. Benim çocuklarım da beni masamın başında, bilgisayarda çalışırken görüyor, kömür madeninde çalışırken değil. Bana bakıp ne düşündüklerini bilmiyorum. İyi haber, daha fazla eğitimliler, daha çok şey biliyorlar.


Kendi şirketinizde çocuklarınızla çalışmayı düşünüyor musunuz?


Bu bir aile şirketi değil. Bazı insanlar egolarını çocuklarının başarılarına bağlar. Bu bölgedekiler çocuklarını en iyi anaokullarına, ilkokula, liseye gönderir. Eğer çocukları Harvard’a girerse, bunun onların iyi anneler, babalar olduğunu ortaya koyacağını düşünürler. Aksi olursa, kaybetmiş hissederler.


Çocuklarım Harvard’a, Stanford’a girmezse çok da önemli değil. Üniversite okusunlar ama ben onların mutlu olmasını istiyorum. Dünyayı daha iyi bir hale getirsinler; sanatçı veya müzisyen olarak da bunu yapabilirler.
Kaynak-Milliyet

Sponsor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here