Kirli Harry’nin motivasyon teknikleri

Koçluk konusunda yazılan birçok eser var. Ancak okuduklarımın hemen hepsi benzer tonda yazılmış durumda. Bir yöneticinin, öğretmenin ya da bir danışmanın koça dönüşmesi için çok kritik olan bazı özellikler bazı filmlerinde yer alıyor.
Örneğin bir koç, ekibini ya da ekibindeki bir üyeyi nasıl motive eder veya harekete geçirir? ‘Miracle’ isimli filmdeki Amerikan Genç Milli Buz Hokeyi Takımı koçu, her karşılaşma sonrası bütün oyunculara birer birer “Kimin için oynuyorsun?” diye sorar. Çocuklar da “Lisem için, ailem için, Kentucky için oynuyorum.” şeklinde cevaplar verir. Avrupa’da mağlubiyet aldıkları bir karşılaşmanın hemen sonrasında koç, neredeyse sabaha kadar süren çocukların kalp krizi geçirip ölebilecekleri bir tür ceza antrenmanı uygular. Bu arada çocuklardan biri neredeyse hepsi ölmek üzereyken bağırır: “Amerika için oynuyorum.” Çocuklar gerçek vizyonu sert yoldan anlamışlardır.

Aynı koç, bir final maçı öncesinde bacağında önemli bir sorun olan ve maça çıkmak istemeyen bir oyuncuya “Sen korkaksın.” der. Oyuncu bütün bir yıl boyunca kendini takım için parçaladığını, şimdi doktorun bile “maça çıkamazsın” dediği bir sağlık sorunu olduğunu söyler. Ancak koç yine, “Sen adi bir korkaksın.” der. Böylece oyuncu sinirlenerek koca saldırıp yumruk atmaya başlar. Koç o zaman “Beni değil, Rusları yeneceksin.” der. Koça olan kızgınlığı ile adrenalin seviyesi yükselen, dolan çocuk bacağını unutur; oyuna çıkar ve galibiyeti getiren şutu atar.

Coach Carter isimli filmde sunulan ‘koçluk’ yine kitaplarda sunulan ‘koçluk stillerinden’ oldukça farklı. Bir lisenin basketbol koçu olan Carter, yeni başladığı lisenin berbat durumdaki takımına ilk günden bir sözleşme imzalatmaya kalkar. Sözleşmeye göre çocuklar geçme notunun üstünde bir ortalama yapacak, sınıfta en ön sırada oturacak, karşılaşma günü okula giderken kravat takacaklardır; bununla birlikte antrenmanlara da tam zamanında katılacaklardır. Çocuklar bu sözleşmeyi imzalamayacaklarını söylediklerinde koç, o zaman takımda da oynamayacaklarını söyler. Çocuklardan biri bunu imzalamayacağını söyler ve koça “Sen kim oluyorsun ki?” diyerek bir yumruk indirmeye kalkar; koç çocuğun kolunu bükerek duvara yaslar. “İster imzalarsın, ister gidersin.” der. Çocuk spor salonunu ve takımı terk eder. Bu çatışmalı başlangıçtan sonra koçun işi zora girse de takımın maçları üst üste kazanması koça olan güveni artırır. Dönem ortasında çocukların derslere devam etmediğini, notlarının da çok düşük olduğunu öğrenen koç, spor salonunun kapısına zincir vurur ve salonu kapatır. Çünkü çocuklar sözleşmeye uymamaktadır. Artık ne antrenman, ne de karşılaşma olacaktır. Salon kapalı olduğu için şehir liginin maçlarına çıkmayan lisenin takımı iki maç üst üste hükmen yenik sayılır. Birinci olarak takımdaki oyuncular, okul yönetimi, öğrenciler ve veliler hep birlikte koça karşı çıkmakta ve salonun açılmasını istemektedir. Koç ise çocukların ancak okulda başarılı olduktan ve sözleşmenin kurallarının yerine getirildiğini gördükten sonra salonu açacağını söyler. Okul aile birliğinin aldığı kararla salon yeniden açılacaktır. Koç istifa etmeye karar verir. Eşyalarını almak için spor salonuna girdiğinde lise takımının tamamını spor salonunun ortasında ders çalışırken bulur. Çocuklar, koçun gerçekten onları önemsediğini, onların üniversiteye gitmesi gerektiğini, spordaki başarı kadar derslerde de başarının önemli olduğunu anlamışlardır. Böylece koç istifa etmekten vazgeçer.

Gerçek yaşam öykülerine dayanan bu iki filmin öykülerinden koçlukla ilgili çıkarılacak epeyce bir ders var. Bu dersler neler dersiniz?
Kaynak : Melih Arat

Genel Bayilik Başvuru Formu :

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here