Küçük umutlar buluşların yolunu açıyor

Çoğu pazarlama yazarının naklettiği bir hikâye vardır: 1960’larda sivrilmeye başlayan ünlü Revlon kozmetiklerinin tepe yöneticisi Charles Revson’a sormuşlar: “Ürettiğiniz bunca malın kısa bir tarifini yapar mısınız?” Revson, tesisi gezen gazetecilere şu cevabı vermiş: “Üretici elemanlarımız burada gördüklerinize ‘kozmetik’ diyor. Ama bunlar rafa çıkınca tüketicinin gözünde umuda dönüşüyor. Gerçekte biz kozmetik değil düpedüz umut satıyoruz; çünkü umut etmek, ihtiyacı yaratan en önemli motivasyondur!”

İşin aslına bakarsanız her yeniliğin bir ihtiyaç yaratma gayretinden çıktığını anlatıyor bu ifade. Bugün dünyayı sarıp sarmalayan onca kolaylığın temelinde önce umut etmek, sonra da onu ihtiyaç haline getirme gayreti var. Tüm buluşçular da öyle davranıyor zaten. Önce umut ediyor sonra da düşüncelerini gerçeğe dönüştürüyorlar.

Buluşçuluğun ilk adımı
Bu süreç en basit ürünler için dahi geçerli. Bugün sıradanlığı karşısında boş verip geçtiğimiz onca kolaylığın bir umut sonucu geliştiğini kaç kişi bilir? İşte iyi bir buluşçu olmanın sırrı da burada! Önce toplumun yapısına, karakterine, kültür birikimine bakacaksınız; sonra da bireylerin davranışları ile beklentilerine. Beklentiler birer umut olarak size yansıyacak, düşünce ufkunuz içinde serpilip gelişecek.
Pek de öyle teknolojik buluşlar için değil bu söylediklerim. Amerika’da “small business” olarak kategorileşen bir ihtisas dalının pratik icatlarından bahsediyorum: Amerikalılar “fırsatı koklamak” adını veriyor buna. Eğer fırsat anlamında “koku alma duyunuz” gelişmişse mesele yok. Düşüncenizi hemen bir buluşa dönüştürebiliyorsunuz. Basit ve ucuz bir yoldan üstelik!
İşte Amerikan mucizesindeki sır da burada. En küçük fırsatları dahi görmek! İlginç şekilde endüstrileşme yaşamına adım atmanın kesin kuralı da sadece bundan ibaret. Çünkü küçük buluşlar büyük buluşların kapısını aralıyor.

Buluş laboratuvarları
Asıl söylemek istediğime geliyorum: Küçük buluşlara kriz zamanlarında çok daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Krizler bir bakıma umudun yeşerdiği zeminler.
Şimdi belki bizim hükümet boş gezen yetenekli gençlere çare üretemiyor ama en azından özel sektör meraklı gençlere bir şans tanıyabilir. Tıpkı Edison’un buluşçuluğu bir endüstri ve nihayet bir meslek haline getirdiği başlangıç yıllarında olduğu gibi”¦
Edison ilginç buluşlarının çoğunu insanları atölyeden bozma laboratuvar atmosferinde çalıştırarak geliştirdi. 1879’da iplik flamanlarıyla yaptığı ampul böyle bir çalışmanın ürünüdür. Yüzlerce deney sonrası elde ettiği başarı, her gün çok sayıda insanla yapılan “beyin fırtınası” egzersizlerinin sonucudur. Buluşçuluk; bireysel olmaktan çok, kolektif bir uğraş. Sistem tamamen serbest çağrışım metoduna dayanıyor. Gözlem ise bu “mesleğin” en önemli süreci”¦
Aşağıda basit buluşların ufuk açıcı öykülerinden kesitler bulacaksınız. Umulur ki buluşçuluk bizde “organize bir meslek” haline gelir de ülkemizde insanlarımızın beyin gücünün nelere muktedir olduğu anlaşılır. Basit girişimlerin dünyasını ünlü düşünür Peter Drucker’ın bir sözüyle noktalayayım: “İş dünyası yenilik üreten beyinlerden yararlanmadıkça o ülkede ekonomi sağlıklı şekilde büyüyemez!”

Küçük buluşlar kriz yıllarında ortaya çıktı

Küçük buluşların çoğaldığı yıllar hep kriz yılları. Basit ihtiyaçlar konfor sağlamaktan çok, kolaylığa yönelik. Ekonomik beklentiler ise basit hayalleri fırsata dönüştürmüş. İşte aşağıda herkesin bildiği sıradan kolaylıkların basit öyküleri:
* 1917 yılında San Francisco’da Ed Cox adında alüminyum tencere satıcısı genç adam bekâr olarak yaşıyor. En büyük derdi bulaşık yıkamak! Ne zaman yemek pişirmeye kalksa tencerenin dibi tutuyor. Anlıyor ki bir ev kadını için de tencere temizlemek büyük dert. Sorunu fırsata çevirmeye kararlı olan Ed Cox, sanayi artığı çelik yününü kullanarak bir ovma teli oluşturuyor. İsmini de nişanlısı koyuyor: “S.O.S Pad!” İş ticarete dökülünce sattığı her tencerenin içine promosyon niyetine birer tane atıyor bunlardan. Sonuçlar harika! İşler o kadar ilerliyor ki bugünün çift taraflı ovma süngerleri de böyle ortaya çıkıyor.
* Şu pek kanıksadığımız toplu iğnenin hikâyesi de ilginç: Kâğıt evrak eskiden kurdelelerle köşelerinden bağlanır, öyle arşive kaldırılırmış. Bu zahmetli işi gören New Yorklu fizikçi John Ireland düşünüp taşınıp “toplu iğne makinesi”ni icat ediyor. Önce alüminyumdan sonra da kromajlı çelikten. Bir süre sonra bakıyor ki yaptığı basit makine toplu iğne değil, para basıyor! Üstelik kriz yıllarının tam ortasında.
* Toplu iğneyi gündeme alınca “ataç” dediğimiz o basit nesneyi atlamak olmaz. Önce Norveçli Johan Vaaler çalışıyor üzerinde. Sonra bu işin makinesini Cornelius J. Brosnan isimli bir Amerikalı yapıyor. Tüm buluş bir metal parçacığı üzerine “U” şeklinde bir yarık açmaktan ibaret. Sonra saç tokası filan derken iş hatırı sayılır bir faaliyete dönüşüyor. Bilinen tel ataç ise 1. Dünya Savaşı yıllarında William Middlebrook’un buluşu. “Gemy” markasıyla piyasaya verdiği ataçlar çok tutuyor ve birçok eyalette fabrika kurmak zorunda kalıyor.
* Yukarıda öyküsünü sunduğum toplu iğneleri eline alan Amerikalı Edwin Moore’un ise kafasında bir başka ışık beliriyor. Acaba bu iğnelerin başına plastik başlık geçirilirse ne olur? Duvara asılacak her nesneyi bununla tutturmak mümkün. Not kâğıtlarını da! (1901 yılında henüz 3M’in patentli “post-it”leri ortalıkta yok) Seri imalata başlıyor ve Kodak firmasından destek de alıyor. “Fotoğraflarınızı duvara Moore Push-Pin Company ürünleriyle asın!” Sonuç: Philadelphia’da iki fabrika ve bir büyük servet!
* Bizim “çengelli iğne” adını verdiğimiz kolaylık da ilk ekonomik krizlerin yaşandığı dönemde icat edilmiş. Buluş 1849 yılında Walter Hunt tarafından dizayn ediliyor. Bu işte hayli para kazanan Hunt, dikiş makinesinin de ilk mucidi. Posta makinesi, buz kırıcı gibi aletleri de ilk yapan yine kendi takımından gençler.
* Ve kadınların özel günlerinde kullandıkları tampon! Dr. Earle Haas 1929 krizinin tam ortasında ünlü “Tampax” markalı hijyenik ürünler kategorisinin yolunu açmış. Ucunda ipi olan silindir şeklindeki ilk dizayn bugün hâlâ yaşıyor ve yılda 5 milyar adedin üzerinde satıyor. Klasik kadın bağları ise hemen sonra bir başka fikir üzerinden Dr. Haas’ın “fikir laboratuvarında” geliştirilmiş. 2. Dünya Savaşı’yla birlikte ortaya çıkan “bebek bezleri” ise bu takım çalışmasının en son ürünü! Sonuç: Dört milyar dolarlık yepyeni bir pazar!
Nur Demirok – Referans

Sponsor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here