Sevdiğim iş mi yoksa yaptığım iş mi?

Yaşamınızın önemli bir kısmını oluşturan işinizdeki memnuniyetiniz, genel mutluluğunuzda önemli bir yere sahip. Yani madem uzun saatler boyunca işyerinde bulunmak zorundasınız, sevdiğiniz işi yapmanın bir yolunu bulmak en akıllıca çözüm.


Çok çalışıyor ama işinizden nadiren mi keyif alıyorsunuz? Zamanınızın çoğununun işyerinde geçtiğini düşünürsek bu, pek de parlak bir durum sayılmaz. İşinizde mutlu olmamanız, kariyerinizi veya çalıştığınız yeri doğru seçip seçmediğinizle ilgili soruları getiriyor akla. Bu yüzden de hayatın size sunabileceği diğer imkanları düşünmek, farklı ihtimalleri gözden geçirmek yararlı olabilir.


Uzmanlar, işyerinizde ya da işinizi yaparak geçirdiğiniz zamanı hem profesyonel hem de kişisel anlamda tatmin edici hale getirmenin yollarını aramaktan korkmamamız gerektiği görüşünde. Zira bu arayış süreci, insanın kendisini daha iyi tanısı, ilgi alanlarını bulması, değerlerini sıralaması ve hayat kalitesini artıracak alternatifleri keşfetmesi açılarından oldukça verimli olabilir. Çünkü gerçek şu ki işyerinde her ne yapıyorsanız bunu sevmek, keyif almak ve mutlu olmak zorundasınız. Aksi takdirde hayat gerektiğinden zor hale geliyor.


Uzun saatler çalışıyorsanız. Bu zamanı, zevk aldığınız işi yaparak geçirmenin ne büyük bir lüks olduğunu anlatmaya gerek bile yok. Amerikalı yöneticiler, haftada ortalama 42 saat civarında çalışıyor. Ancak sayıları hiç de azımsanmayacak (toplamda yaklaşık 10.8 milyon kadar) kişinin haftalık çalışma saati 49’un üzerine çıkıyor. Üstelik de bu rakama, ‘iş için yapılan hazırlıklar’ dahil bile değil. Örneğin işe gitmek için giyinmek, duş almak vb. süreçler bu hesabın içinde yok. Dahası işe gitmek ve evinize dönmek için haftada ortalama olarak beş ila 20 saati civarında bir zamanı da yolda geçirdiğiniz düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo, çalışmak için ne kadar çok ‘çalıştığımızı’ da gösteriyor.


Çok yoğun ve yorucu biçimde çalışıyorsanız. Yöneticiler ve profesyoneller daima çok çalıştıklarını düşünür. İşyerinde harcadığımız toplam saatlerle, işyerinde gerçekten iş yaptığınız zamanı karşılaştırırsak aslında ciddi miktarda bir sürede iş yapmadığımız ortaya çıkacaktır. Çünkü modern ofisler, stres kaynağı, sosyal iletişim gerektiren, ritüelleriyle vakit kaybettiren mekanlardır. Eşimizin de çalıştığını hesaba katarsak, aile – yaşam – iş dengesi kurmaya çalışmanın bile başlı başına bir stres kaynağı olduğu iyice ortaya çıkar. Bir de teknoloji sağ olsun, e-mail, cep telefonu, laptop, iphone, blackberry gibi aletler sayesinde 24 saat bir şekilde işle haşır neşir değil miyiz?


Gallup Management Journal’da yayınlanan bir araştırmaya göre çalışanların beşte biri, işle manevi bağlarını tamamen koparmış (‘bedenen orada ama ruhen başka yerde’ durumu) halde. Bu insanların önemli bir kısmının, işe ilgileri son derece düşük olduğu gibi özel yaşamlarında da ‘mutluluktan’ epey uzaklar. Gallup’a göre bu tip çalışanların sebep olduğu verim kaybı, yılda 300 milyar doları buluyor. Bu rakam, ABD’nin yıllık savunma harcamasına neredeyse denk.Daha da kötüsü, bu tip insanlar çevrelerindeki ‘diğer’ insanların morallerini ve işe bağlılıklarını aşağı çekiyor, verimlik azaltmada katmerli bir rol oynuyorlar.


Uzun lafın kısası, madem yoğun çalışmak istiyor ya da mecburiyetinde kalıyorsunuz o zaman sevdiğiniz işi yapmalısınız! Çünkü ilk bakışta basit bir problem gibi gözüken ‘iş mutsuzluğu’ hem tüm hayatınıza sinsi bir hastalık gibi sirayet ediyor hem de çevrenizi etkisi altına alarak siz farkına varana kadar içinden çıkılamaz, büyük bir problem haline geliveriyor. Yani işiniz uzun saatlerinizi vermenizi gerektiriyorsa kariyer planınızı gözden geçirmek, ‘bozuk’ alanları derhal tamir etmekten başka çıkar yolunuz yok.
Kaynak:İşteinsan

Genel Bayilik Başvuru Formu :

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here