Teknolojide dışa bağımlılığı bitirecek teşvikler

Hükümetin yerli otomobilden sonra bilişim sektörünü de teşviklerin merkezine
alması, Türkiye’nin dış ticaret açığını kapatacak önemli bir hamle olarak
gösteriliyor. Zaman, bu yönde atılacak adımları masaya yatırmak üzere Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ile bilgisayar üreticileri, GSM
şirketleri, elektronikçiler, yazılımcılar ve perakendecileri bir araya getirdi.
Bilişim Elektronik Sektör Buluşması’nda, yerli payını artırmak için bilişimin,
stratejik sektörler arasına alınması hususunda tam mutabakata varıldı. Yapılan
sunumlarda, tamamlanma aşamasındaki Elektronik Strateji Belgesi’nin, 10 yıl
sonra Türkiye’nin daha ileri teknoloji üretebilen bir ülke konumuna gelmesini
sağlayacağına vurgu yapıldı.


Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ise atılacak adımları
şöyle sıraladı:
Teknoloji Strateji Belgesi’yle bu yoldaki kararların
devlet politikası olarak uygulamaya konulması sağlanacak. Üniversitelerde başarı
ölçüsü olarak girişimcilik ve patent sayısının dikkate alınması,
üniversite-sanayici arasındaki işbirliğini teşvik edecek. Bilgi teknoloji üssü
olan teknoparklar, bütün firmaların kullanabileceği bir yapıya kavuşturulacak.
Buralardaki firma-şirket ilişkisinin kiracı-ev sahibi ilişkisine dönmesine izin
verilmeyecek. Devlet, satın alma gücünü şirketlerin hizmetine sunacak yeni
projelerle teknoloji firmalarını destekleyecek. Türkiye’nin bilişim üssü olması
için uluslararası firmaların üretim ve Ar-Ge merkezlerini buraya taşımasını
teşvik edecek tedbirler alınacak.


Türkiye, 2023 hedeflerine ulaşmak için, emek yoğun üretimden bilgi yoğun
üretime geçme gayretinde. Bu sıçramada bilişimin kilit sektör olduğunu dikkate
alan Zaman Gazetesi, sektör buluşmalarında, teknoloji, elektronik, bilişim, GSM
ve yazılım şirketlerinin temsilcilerini bir araya getirdi. Zaman Gazetesi Genel
Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen programda şirket ve
derneklerin yöneticileri taleplerini Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat
Ergün’e aktarma imkanı buldu. Moderatörlüğünü Ekonomi Editörü Turhan Bozkurt’un
yaptığı zirvede Bakan Ergün, bilişim sektörüne yönelik teşvikler konusunda
önemli açıklamalarda bulundu.


Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı: Bu, Sektör
Buluşmaları toplantılarımızın 9’uncusu olmalı. Sayın Bakan’ımız daha önce
otomotiv sektörüyle yaptığımız toplantıyı da teşrif etmişlerdi. Çok verimli bir
toplantı olmuştu. Sektör buluşmalarının bir özelliği, Türkiye’de her gazetenin
çok cesaret edemeyeceği çok geniş ve derinlikli metinlerle burada
konuştuklarımızı nsayfalarımıza yansıtılıyor olması. Hatta bunlardan bir kısmını
kitap haline getiriyoruz. İlgili kurumlara, kuruluşlara, ilgili kişilere de
gönderiyoruz. Başta Sayın Bakan’ımıza ve sizlere teşriflerinizden dolayı
teşekkür ediyorum. İnşallah bu toplantı da daha önceki toplantılarımız kadar
verimli olur.


Zaman Ekonomi Editörü Turhan Bozkurt: Sanayinin hükümet
tarafından katma değerli alanlara yönlendirildiği, teşviklerin açıklandığı bir
dönemde hem sektörün geleceğini, Fatih Projesi’ni tartışmak için bir araya
geldik. Bilişimin masaya yatırıldığı bu program vesilesiyle Zaman okurlarının da
konuya ne kadar yakın olduğunu siz sektör temsilcilerine kısaca göstermek
istiyorum. Zaman, en son verilerle 981 bin günlük satışı olan bir gazete. 2011
verilerine göre, evinde bilgisayar olan okurlarımızın oranı diğer gazete
okurlarına göre yüzde 18 daha fazla. Her gün internete bağlananlar da aynı
şekilde yüzde 7 yüksek. Yine mobil internet servislerine abonelik diğer gazete
okurlarına göre yüzde 24 daha fazla.


Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün: Zaman
Gazetesi’ne öncelikle teşekkür ediyorum. Sektörlere böylesine yakın ilgi
göstermesinden son derece memnunuz. Hem bizim bakanlığımız hem de diğer
bakanlıklar, sektörlerimiz, bu toplantılara iştirak ediyor. Çok da verimli
geçiyor. Tabii arkadaşımızın sunuşunda Zaman okurlarının bilgi ve iletişim
teknolojileriyle ilgisini görmekten de büyük bir mutluluk duyduk. Diğer gazete
okurlarına göre bu sektör ve Zaman okurları arasında da nasıl bir ilgi olduğunu
görmüş olduk. Hem bilgi ve iletişim teknolojileri hem de elektronik sektörü
birlikte mütalaa edildiğinde çok büyük bir tablo ortaya çıkıyor. Bu tabloya
girmeden önce şunu net olarak söylememiz lazım ki, Türkiye makro dengelerini
kurmuş, hem siyasî hem ekonomik dengeler açısından, aynı zamanda geleceğe
stratejik bir bakış açısıyla bakabilen bir ülke konumunda. Eğer bu dengeler
kurulmamış olsaydı o zaman bizim stratejik bir bakış açısına sahip olmamız
mümkün olmazdı. Günübirlik sorunlarla boğuşan birtakım makro dengeleri
oturtmakla meşgul bir ülkenin bir strateji hazırlaması, o stratejik plan
çerçevesinde geleceğe odaklanması mümkün olmazdı. Bunları çok şükür aşmış
durumdayız. Bugün birçok konuya stratejik bir bakış açısıyla bakabiliyoruz.
Sektörler de bu açıdan böyle. Türkiye rakamsal olarak üretim gücünü sıçrama
sayılabilecek bir şekilde artırdı. Yani 36 milyar dolardan 10 yıl içinde 135
milyar dolar ihracat potansiyeline ulaştı. 230 milyar dolarlık üretim gücünden,
GSYH’den 750 milyar dolarlık bir üretim gücüne ulaştı. Yaklaşık 3 katlık bir
artışla on yıl içerisinde önemli bir sıçrama meydana getirdi. Bunu başka
verilerde de görüyoruz. Uluslararası sermaye ve Türkiye’deki firmaların
yatırımlarında da görüyoruz. Ama bir kritik eşiğe geldiğimizi de görüyoruz.
Bizim rekabet gücümüzü artırmamız açısından başka işlere yönelmemiz lazım.
Yüksek katma değerli ve ileri teknolojili bir üretim kapasitesine sahip olmamız
lazım.


Burada en kritik rolü, bilgi ve iletişim teknolojileri ve elektronik sektörü
birlikte oynamaktadır. Çünkü artık ne üretecekseniz üretin, üretim süreçlerinin
içerisine elektroniğin, bilgi ve iletişim teknolojilerinin olmadığı bir yapıdan
söz edemeyiz. Konuşan makinelerden söz ediyoruz. İster bu son ürün olsun isterse
polises olarak düşünülsün bunların hepsi konuşan, anlayan ve insan beyninin
fonksiyonlarını içinde barındıran faaliyetlere dönüştüler. Hem başarı, hem
üretim gücünü hem de insanın kapasitesi ve kabiliyetini nasıl arttırdığını
görüyoruz. İnsan bu kadar kısa zamanda bu kadar çok bilgiye sahip olabileceğini
düşünemezdi. Bazı bilgilere sahip olmak için çok uğraşmak, çok zaman harcamak
gerekiyordu. Ama şimdi o kadar çok zaman harcamadan çok fazla sayıda bilgiye
ulaşma imkânımız var. Çok kısa zamanda çok fazla insanla muhatap olma, diyalog
kurma, iletişim içinde olma imkânına sahip oldu insan. Bilgi ve iletişim
teknolojilerinin gelişmesi insanın bu kapasitesini ortaya çıkardı. Yine üretim
süreçlerinde de büyük bir kapasite ortaya çıktı.


Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeyi şöyle ele almamız lazım.
Makineler, eğer bir insanın kendi gücü düşünüldüğünde vücudumuzun göz, kulak,
burun, el, ayak gibi organları ise, elektronik sektörü bunları kumanda eden
beyin, sinir sistemi. Yani ‘Hareket et, gör, duy, otur kalk’ gibi komutları
veren bir yapı. Ama bilişim sektörü bir akıl. ‘Kolunu kaldır’ da, ‘Ne kadar
kaldıracaksın, nereye uzatacaksın, neyi alacaksın, neyi seçeceksin?’ Yani
hareketlerini bilinçli yapmayı öngören insan aklıdır. Bugün aklı temsil eden
bilişimdir ve özellikle bunun yazılımla ilgili versiyonudur. Bizim bundan
sonraki rekabet gücümüzü arayacağımız yerlerin başında -genç ve dinamik
nüfusumuzu iyi değerlendireceksek- bu alan geliyor. Bu alanı son derece
önemsediğimizi ifade etmem lazım. Bunun için bu sektöre de stratejik bir bakış
getiriyoruz. Bu sektörün stratejik gayesi, eylem planı hazırlıklarını da
tamamladık, son aşamaya getirdik. İnşallah onu da önümüzdeki süreçte devreye
sokmuş olacağız.


Eğitimli işgücü için uzun vadeli plana ihtiyaç var
AMPD
Başkanı-Teknosa Genel Müdürü Mehmet Nane:
Hindistan, devletin
desteğiyle 25 yıllık bir plan sonucu bugünkü seviyesine gelmiş. 25 sene önce bir
gün oturmuş ve bir plan yapmış. Yurtdışında burslu eğitim gören öğrencilerin Çin
ve Hindistan ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Türkiye emek yoğun öneme sahip bir
ülke. Genç nüfusumuz çok ve emek yoğun sektörler öne çıkıyor. Şimdi strateji
dokümanı çok önem kazanmaya başladı. Fatih Projesi bunun sadece bir parçası.
Türkiye’nin eğitim seviyesi, yıl olarak baktığımızda ortalama orta ikiden terk.
Bu seviyeyi yükseltip eğitimli işgücü oluşturmalıyız. Bunun için orta uzun
vadede ve sektör oyuncularının görüşü alınarak, bir planlama ve strateji
oluşturulmalı. Artılar, eksiler ve güçlü yanlar ortaya çıkarılmalı, ki software
burada herkesin ortak fikridir. Hardware olmak ve marka oluşturmak nispeten daha
zor ve software’de ciddi gücümüz var. Bu alana yoğunlaşarak demografik gücümüzü
kullanabiliriz. Fatih ve benzeri projeler de Sayın Bakan’ın da söylediği gibi
güçlü bir kaldıraç etkisi oluşturabilir ve yatırım çekebiliriz. Zaman akıyor,
zaman akarken bakmamamız lazım.


Üniversiteler, teknolojiyi geriden takip ediyor
Başarsoft Genel
Müdürü Alim Küçükpehlivan:
Devrim Arabası, içine benzin konulmadı diye
o hayal bir an kayboldu. Bu, donanımda da yazılım ve içerik olacak. Şimdi bu
kadar donanım üretilmesinin yanında benzin koymayı garanti altına almak lazım,
yazılım sektörünün çok ciddi oranda desteklenmesi lazım. 3-4 yıl önce biz
Dat.net bilen yazılımcı arıyorduk, bize C, Cobol bilen yazılımcılar geliyordu.
Yetişemedik. Şimdi Android çıktı, yeni pazar oluştu. Şimdi Jawa’cı, Android’ci
yazılımcı arıyoruz, ama üniversiteler bize C, megapet bilen yazılımcı
gönderiyor. Üniversitelerin endüstriye entegre edilmesi lazım. Özellikle
kamudaki teknoloji tedarikinde ciddi sıkıntılar var. Biz Türkiye’nin tek milli
navigasyon yazılımı olan, görme özürlülere yönelik ‘Gören göz’ü geliştirdik.
Bakanlığın kabul sürecinde 3 ay GPS’in ne olduğunu, kaldırımın GPS teknolojisi
ile belirlenemeyeceğini, zaten görmeyenin kaldırımı elindeki çubukla
bulabileceğini anlatarak geçirdik. Burada danışmanlık sürecinin tedarike
alınmasında çok büyük fayda var.


Bütün firmaların faydalanması için teknopark kirası
düşürülmeli
Uyumsoft Genel Müdürü Mehmet Önder:
Türkiye’de
yaklaşık 10 milyon ciroyu geçen kendi iş yazılımlarını yapan firma sayısı 5’i
geçmiyor. Toplasanız kendi yazılımlarını kendi markasıyla Türkiye’de satan
firmaların toplam cirosu 150 milyon Euro’yu geçmiyor. Kamuya iş yapan ve 25
kişiyi geçen on yılını geçirmiş olan firma sayısı da 5’i geçmiyor. Şimdi yazılım
firmalarının sahibi kimdir diye bakıldığında ben şahsen Bilim, Sanayi ve
Teknoloji Bakanlığı olarak biliyorum ama kamudan iş alıp işveren firma olarak da
Türksat’ı biliyorum. Türksat özel bir statü ile kamudan iş alır ve iş devretme
imkânlarına sahip. Yani burada da bir tezatlık var. Orada yeni yapılanma
düşünülüyor mu? TÜBİTAK iş yazılımlarına talip olmaya kamuda devam edecek mi?
Bir başka konu da teknoparklar. Bu konu kiracı-ev sahipliği muhabbetine dönüştü.
Benim de ofisim var, birtakım çalışmalar yapıyorum Ankara’da. Bir önerim var.
Yine üniversiteler bünyesinde kalmaya devam etsin bu süreç ama TOKİ bize iki
tane bina yapsın. Çok firmamız maalesef kira maliyetlerinden dolayı
teknoparkların dışında kalıyor. Benim İstanbul’daki ofisim yaklaşık 1.500
metrekare, yıllık kiram yaklaşık 500-600 bin Euro’ya geliyor. Genelde kamu
projelerinde yerli firmalara avantaj veriliyor. Ama Türkiye’de yazılım firması
olup da yerli olmayan Türkiye’de ofisini açmayan firma yok gibi. Dolayısıyla bu
avantaj da hiçbir zaman avantaj olarak önümüze gelmiyor.


Öğrencilere dağıtılacak tablet bilgisayarlar 3G bağlantılı olsun

Vodafone Türkiye CEO’su Serpil Timuray:
Fatih’i çok vizyoner
bir proje olarak görüyoruz. Öncelikle bilgi toplumuna dönüşümde önemli bir
kaldıraç görevi görecek bir proje. Aynı zamanda teknolojinin yerleşmesinde çok
önemli bir lokomotif olabilir. Bugüne kadar dünyada bu kadar büyük kapsamlı bir
eğitim projesi uygulanmadı. Yerleştirme konusunda en önemli unsurlardan biri
ölçek ve know-how’u Türkiye’ye getirebilmemiz. Biz de Vodafone Grubu olarak
dünyada en büyük cihaz alıcısı konumundayız. Burada önemli bir konunun altını
çizmek istiyorum. Ülkemizde internete erişim konusu bilgi toplumuna dönüşümde
çok önemli bir fırsat teşkil ediyor. Fatih Projesi’ni de ele alırken sektör
olarak bu erişimi nasıl en ekonomik boyutta gerçekleştirebiliriz, bunun üzerinde
duruyoruz. Altyapı konusunda bugün bir değerlendirme yapılıyor. Bu teknoloji
sadece WiFi mi olmalı, yoksa 3G’yi de kapsamalı mı diye. Bugün hâlihazırda mobil
iletişim teknolojileri nüfusun yüzde 99’unun üzerinde bir kapsamayı sunmakta.
Yani şu an zaten bu kapsama var. Ama WiFi nüfusun çok az bir kesimini kapsıyor.
Ar-Ge konusunda da eğer ki bu tabletler mobil iletişim teknolojisini de içerir
ise yazılım ve ihracat potansiyeli açısından farklı boyutlarda bize kapılar
açabilir.


Cep’i cari açığın müsebbibi olarak göstermek doğru değil
Avea
Genel Müdürü Erkan Akdemir:
Konu bilim, sanayi, teknoloji olunca bizim
sektöre değdiği misyonu var. Son dönemde teknoloji, Ar-Ge desteği konusundaki
enstrümanların geliştirilmesi oldukça pozitif. Bizim sektör de bundan bir nebze
faydalanıyor ama çok da faydalandığını söyleyemem. Avea olarak hem Ar-Ge, hem de
kuluçka merkezi oluşturma noktasında gayretimiz var. Bizim mobil iletişim
alanının son zamanlarda sanki cari açığın sorumlusuymuş gibi gösterilmesi
yanlış. Bunun yerine servis ve çözüm sunan sektörün ülkeye, şirketlere
verimlilik açısından nasıl bir katkıda bulunduğunu, milli gelirin büyümesine
etkisini tartışmak daha doğru olur. Ar-Ge ve kuluçka merkezlerinin teknoloji ve
mobil şirketlerde yaygınlaşması çok önemli. Bu anlamda Türkiye’de oldukça fazla
enstrüman ve destek var ama bize özgü bazı gelişmelerin yapılması önemli.
Özellikle konvansiyonel teşvik girişim sermayesi yerine pazarı direkt önüne
koyan, ortak geliştirmeye yönelik farklı pazar ve müşteri fırsatlarına açık
kuluçka veya hızlandırma merkezlerinin desteklenmesinin sadece üniversite
çerçevesinde değil bizim gibi teknoloji şirketlerinde de yaygınlaşması ülke
açısından çok önemli. Bizim büyük bir satın alma gücümüz var. Bu satın alma gücü
doğru kanalize edilerek global şirketlerin Türkiye’de merkez açması, test
merkezlerini Türkiye’ye getirmeleri önemli. Bu anlamda bu ay içerisinde bizim
bir global şirketle test merkezi açacağımızın altını çizmek istiyorum.


Uluslararası pazarda kendi teknolojimizle yer almalıyız
Arçelik
Genel Müdürü Levent Çakıroğlu:
Bizim hem elektronik üretimi
faaliyetimiz var, bilgisayarlar üretiyoruz. Beyaz eşya bizim işimizde daha
ağırlıklı bir yer teşkil ediyor. Beyaz eşya ürünlerine baktığımızda da katma
değer oluşturacak, farklılaştıracak özellikler bu elektronik yetkinlikten
geçiyor. Biz ürünlerimizin elektronik kartlarının büyük bir kısmının hem
tasarımını hem de üretimini yapıyoruz. Fatih Projesi, bu konudaki teknolojinin
Türkiye’de geliştirilmesi açısından önemli bir fırsat. Biz de projede yer almak
üzere çalışmalar yapıyoruz. Akıllı tahtamız hâlihazırda hazırlandı. Prototipleri
üretildi, testlerden geçti. Tabletle ilgili çalışmalarımız da devam ediyor. Bu
teknolojinin; elektronikle, bilişimle, iletişimle ilgili teknolojilerin
Türkiye’de oluşması gerçekten önemli. Ama bir o kadar önemli olan, sahip
olunacak teknolojinin uluslararası pazarlarda satışını gerçekleştirebilmek.
Arçelik olarak faaliyetlerimizin yüzde 60’ını uluslararası operasyonlarımızla
gerçekleştiriyoruz. Toplam ciromuzun yüzde 85’inden fazlasını da kendi markalı
ürünlerimizin satışından gerçekleştiriyoruz. Bu pazarlarda kendi geliştirdiğimiz
teknolojilerle faaliyet gösteriyoruz. Bunun arkasında yirmi yıllık bir Ar-Ge
birikimi var. Ancak kendi teknolojimize sahip olduğumuz zaman pazarları
belirleyebiliyoruz. Lisanslı üretim yapmak durumunda kaldığımızda, lisansör
firmalar en son teknolojiyi vermiyorlar. Faaliyet alanınızı belirleyebiliyorlar.


Fatih Projesi, 15 yıl sonrasının gençliğini yetiştirecek
Türkiye
Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı:
Ben bu işin içinde aşağı yukarı
yirmi senedir bulunuyorum. Türkiye olarak aslında bu işe çok geç soyunduk. Fakat
yine de bazı başarıların ekonomik ortama, hatta bazen de devlete rağmen
geliştiğini görüyoruz. Başarılı ülkelere baktığımız zaman 80’li yılların başında
stratejileri hazırladığını görüyoruz. Bu ülkelerin fark ettiği en önemli
konulardan biri, yazılım sektörünü gerek kullanıcı, gerek üretici açısından
bizim kabul ettiğimiz anlamda endüstrinin çok ötesine taştığıdır. Fikir hakları
da dahil buna. Biz maalesef çok arkadan takip ediyoruz. Özellikle bizim üzerinde
durmak istediğimiz konu servis endüstrisinin gelişmesi. Bu açıdan da Fatih
Projesi çok önemli. Bu bir teknoloji değil, biz burada bütün bir ülkenin
eğitiminden bahsediyoruz. Bütün bir ülkenin gençliğinin on beş sene sonra
üretici olarak ülkenin ekonomisinde katkıda bulunmasından bahsediyoruz. Bizim
önerimiz, Fatih Projesi gibi ileriye yönelik servis endüstrisinde Türkiye bazlı
servislerin üretilmesi ve pazara sunulması. İkincisi, devlet alımlarında -çünkü
her zaman en büyük alıcı devlettir- hem yazılım hem donanım açısından yerli
katkı payının özellikle yüksek olması. Üçüncü, ürünlerin pazara verilme
süresinin girişimci veya Ar-Ge yapan kuruluşlar tarafından olabilecek en kısa
süreye indirmek için tüm üretim zincirinin ve destek mekanizmasının
oluşturulması.


Kendi tasarımlarımızla dünya pazarlarına bilgisayar satıyoruz

Casper Yönetim Kurulu Başkanı Altan Aras Fakılı:
Casper olarak 20
yıldır iki markamızla sadece bu işi yapıyoruz. Üretim ve satışlarımızla birkaç
yıldır Ortadoğu, Afrika’nın ve Avrupa’nın en büyük üreticisi ve lokal markası
olduk. Lokal markaların en büyük üreticisi olarak. Üretim kapasitemiz 1 milyon.
Yüzde 16 pazar payı ile Türkiye’de bir numarayız. Son iki yıldır da gerçek
anlamda dizaynlarımızı biz yapıyoruz. Bu dizaynlar Endonezya, Almanya, İngiltere
gibi ülkelerde Casper dizaynı olarak onlarca ülkede diğer lokal markalar
tarafından alınıyor ve milyonlarca satılıyor, beğeniliyor. Sayın Başbakan’a
tablet üretimi gibi düşüncelerinden dolayı tek kelimeyle helal olsun diyorum.
Geç kaldık ama çok geç değil, yapabiliriz. Doğru, devlet büyük bir alıcı ama
bilgisayar sektörünün yüzde beşini alıyor. Tablette çok büyük bir alıcı. Sadece
tablet olarak değerlendirmeyelim. Bilgisayar da telefon da üretebiliriz. Biraz
şanslıyız ülke olarak. Çin, Arjantin, Brezilya’nın dışında hiçbir ülkede yerli
markalar lider değil. Sadece Türkiye’de böyle.


Donanımla yazılım el ele verirse bilişim ihracatında patlama olur

Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın:
Fatih Projesi, Türkiye’nin
21. yüzyıldaki atılımını gerçekleştirecek. Bu projeyle birçok ülkenin önünde
koşar hale geldik. Bu proje olursa öğrencileri, vatandaşlarımızı, şirketlerimizi
yirmi birinci yüzyıla hazır hale getireceğiz. Dünyanın en büyük entegre öğretmen
eğitim programı hayata geçirilecek. Bu bizim sanayi için inanılmaz büyük
fırsatlardan biridir. Sadece donanım boyutuyla değil, aynı zamanda yazılım
boyutuyla da çok büyük bir proje. Çünkü yazılımla, donanımla oluşturulacak katma
değer el ele tutuştuğunda hakikaten Türkiye’nin ihracat rakamlarına inanılmaz
etki edebilecek bir proje. Türkiye şimdiye kadar bütün teknolojiyle ilgili
sunumlarda Facebook veya MSN gibi aplikasyonların kullanıcı sayısıyla
yukarılarda çıktı. Bundan uzaklaşarak internet tüketimi değil internet üretimi,
dijital araçları iyi kullanarak hayatımıza ve işimize değer katmayı öğretecek
bir proje.Zaman

Sponsor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here