Toplam İnovasyon Yönetimi

Berlin eyaleti yeni bir sanayi planı açıklıyor. Hemen her şehrin yaptığı cinsten bir master planı bu. Ama etkinlik alanlarını görünce yanıldığımı anlıyorum: Çerçeve koşullar var, adı gizlense de parasal teşvikler var (ne de olsa burası AB, herkes Yunan usulü bir pembe yalan uyduruyor). Ama etkinliklerde bir de ne göreyim? Karşıma inovasyon çıkıyor.

Üstelik “toplam inovasyon yönetimi” adıyla. Eh, yanlış değil. Neden yanlış olmadığını birazdan anlatayım. Önce bu işin üstadı Prof. Castels’den kopyamı çekeyim, şöyle diyor: Ağ toplumunun yükselişi, hep birlikte olur. O yüzden inovasyon bir kültürdür. Kısacası, az kuru – az pilav üslubuyla uygulanamaz! Örneğin Castels’in çok sevdiği ve yalın üretimin öncüsü dediği Toyota’da inovasyon performansı “5 sıfırla” ölçülüyor: Parçada sıfır hata, makine işlemede sıfır hata, sıfır stok, sıfır gecikme ve sıfır bürokrasi. Bu sıfırlardan biri tekledi mi, eksik taneli tespih gibi işlevsiz kalıyor.

İnovasyon eski bir sözcük. Ama Latince’ den alıp getirdiğimiz eski halini tümüyle değiştirdik. Latince “innovatio” yenilenme, bitkinin sürgün vererek bir kışı geçirmesi olarak anlaşılırdı. Şimdilerdeyse, doğa yerine insanın yaşam örgüsüne girdi. Ama yanlışlıkla bir başına ve tek başına kullanılarak…
Bursa’da bir işletmenin kapısında her zamanki işimi tekrarlıyor, kapının yanına asılı kalite belgesini okuyorum. Belgeyi okuduktan sonra dönüyor, “bu ifadeyle komşu işletmeye göre hangi noktada farklılaşıyorsunuz?” diyorum. “Hık, mık ama…” Yöneticiden düzgün bir cevap yok. Çünkü yenilikçilik bir “just in time” yöntemi olarak benimsenmemiş.

Yenilikçilik, işletmenin içinde görünürlüğü artırmamış. Saydamlık ihtiyacını gidermemiş. Yenilikçilik sonrası merkezi karar organı bayisine, pazarlamacısına yetki tanımamış, rol vermemiş. Ama işletmenin ISO 9000’i, ya da ISO 22.000’i var. Hem çevreci, hem de sosyal duyarlılıkları gözetiyor. Bunu alan işletmelerin sayısı hiç de az değil. Sözüm ona bir sosyal sorumluluk projesi yapılıyor ama bunun adı “hadi bir de sosyal sorumluluğumuzu yerine getirelim, bu alanda yenilikçi olalım” deniyor. Ama olmuyor! Çünkü sözcüğün çıkış noktasındaki bitkinin bir kış geçirecek yaşam damarlarından biri, ikisi ya da üçü eksik.

Fideniz var ama ürün alamıyorsunuz! Alman Demiryolu İdaresi, onların adıyla Bundesbahn, en başarısız/en kötü yönetilen Alman işletmelerinin başında gelir. Özelleştirildi, alanlar “inovasyoncu” çıktı. İlk yenilikçilik, bilet fiyatlarına yüklü zam oldu. Öyle ya, yenilikçilik yapmak için fona ihtiyaç vardı. Sonra tuvaletler yenilendi. Ama bunu yaparken, engelliler unutuldu. Vagonlar yenilendi, bu kez basamaklarda yaşlılar ihmal edildi. Sonuç, inovasyoncu trenlerde yolcular eski hamam eski tas, geliyor-gidiyor.
İnovasyonun bir organizasyon yapısı yenilenmesi olduğunu unuttuğumuzda tekleyeceğimiz kesindir. Bu tekleme bize büyük bir bedel ödetir, çünkü satışımız geriler. Öyle ya, inovasyon yapmak için eski organizasyon yapısını darmadağın olmuştur! Bu yüzden gelin, inovasyonu işletmede yeni bir işbirliği, toplam kalite kontrolü ve belirsizliğin giderilmesi olarak tanımlayalım. Gerisi, inanın, laf-ü güzaftır!


Dr. Kenan Mortan / Teknoloji/End.Ürün Tas. Uzmanı İşteinsan.com.tr

Sponsor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here