Mevlana Celaleddin Rumi: 13.Yüzyıldan Sonsuzluğa

Mevlana Celaleddin Rumi: 13.Yüzyıldan Sonsuzluğa
7 dk
Son güncellenme: 18/09/2021

Türk ve İslam aleminin dünyaya armağan ettiği en büyük mutasavvıflardan olan Mevlana Celaleddin Rumi 1207 yılında Horasan’da doğmuş, 1273 yılında Konya’da ölmüştür. Aynı zamanda Mevlevi tarikatının da kurucusu olan Mevlana, doğuda Hz.Mevlana batıda ise Rumi olarak tanınır. Mevlana’nın etkisi ulusal sınırların ve etnik farklılıkların çok ötesindedir. Şiirleri dünya dillerinin çoğuna çevrilmiş olan Mevlana, ABD’deki en popüler ve en çok satan şair olarak bilinir. Ayrıca Birleşmiş Milletler tarafından 2007 yılı Rumi Yılı ilan edilmiş ve dünya çapında kutlamalar ile etkinlikler gerçekleştirilmiştir.

Horasan’ın Belh şehrinde doğan Mevlana, ailesi ile birlikte buradan ayrılmak zorunda kalır.  13.yüzyılın şair ve ilahiyatçılarından olan Mevlana çok küçük yaşlarda başladığı ilk derslerini “Alimlerin Sultanı” unvanına sahip olan babası Bahaeddin Veled’den alır.  İslam dininin yanı sıra diğer dinleri de inceleyen Mevlana Klasik Yunanca, Türkçe, Arapça, Farsça gibi dillere de hakimdir. 

Seyid Burhaneddin Tirmizi ve zamanının diğer bilginlerinden eğitim alan Mevlana daha sonra kendisi medresede yüzlerce öğrenciye ders verir. Babası ile Anadolu’ya yaptığı bir gezide Pers dünyasının en ünlü mistik isimlerinden biri olan Attar ile tanışır. Attar’ın anlattığı hikayeye göre, Bahaeddin Veled oğlunun önünde yürürken “bir denizin ardından koca bir okyanus geliyor” demiştir. Attar’ın kendisine hediye ettiği bir kitap olan Esrarname, Mevlana’yı derinden etkiler ve sonraki yıllarda ortaya koyduğu eserleri için ilham kaynağı olur. 1225 yılında Konya’ya yerleşen Mevlana, daha önce Şam’da karşılaştığı Şems-i Tebrizi ile 1244 yılında Konya’da buluşur. Felsefesinin şekillendirilmesi konusunda büyük yardımları olan Şems-i Tebrizi ile birlikte ilahi tartışmalara odaklanırlar. Ancak Mevlana’nın Şems ile birlikte geçirdiği zaman Mevlana’nın öğrencileri arasında kıskançlığa yol açar. Söylentiler yayılıp kendisinin de kulağına gelince Şems Konya’dan ayrılır. Bu Mevlana’nın kendi içine kapanmasına neden olur. Bunun üzerine Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in de aralarında olduğu bir grup, Şems-i Tebrizi’yi geri getirir. Ancak daha sonra Şems gizemli bir şekilde yeniden ortadan kaybolur. Öldürüldü mü yoksa gizlice şehirden ayrılıp izini mi kaybettirdi tartışmaları hala sonuçsuz olsa da Şems’in sebep ne olursa olsun artık yanında olmaması Mevlana’yı derinden etkiler ve Mevlana hayatında yeni bir döneme girer.

Hamdım, Piştim, Yandım

Mevlana hayatını; “Hamdım, piştim, yandım” sözü ile özetler. Bu sözünden de anlaşıldığı üzere Mevlana hayatını üç döneme ayırır: Hamlık safhası, pişme (olgunlaşma) safhası ve yanma safhası. Mevlana doğumundan babasının vefatına kadar geçen süreyi hamlık safhası, Seyyid Burhaneddin’in terbiyesi altında bulunduğu dönemi pişme safhası, Şems-i Tebrizi ile Konya’da buluşmasından ölünceye kadar olan dönemi ise yanma safhası olarak adlandırır.

Eserlerini çoğunlukla Farsça olarak yazan Mevlana nadiren Türkçe, Arapça ve Rumca dillerini de kullanmıştır. Mevlana’nın ölümsüz eseri Mesnevi, Fars dilinde yazılan en büyük eserlerden biri olarak kabul edilir. Mevlana’nın eserleri günümüzde İran’da ve Farsça konuşulan yerlerde yazıldığı şekli ile okunmaya devam eder. Anlattığı hikayeler ile tasavvuf öğretisini açıklayan Mesnevi için Mevlana; “Bu kitap içinde çeşit çeşit dallar, su gözeleri olan cennetler cennetidir. Derinliklerinde akan bir su gözesi, manevî makamlara yükselen yolun başlangıcında bulunan yolcular için cennetteki sel sebil çeşmesi gibidir. O yolda ilerlemiş rütbeler ve kerametler sahipleri için "makamların hayırlısı, sözlerin en güzeli" diye isimlendirilir. Hayırlılar ve hayır sahibi olanlar orada yerler ve içerler. Nefsine kölelikten kurtulmuş hürler ondan ferahlanıp şad olurlar. Bu kitap Mısır'daki Nil nehri gibi sabırlı olanlara şarap ve firavun soyu ile kafirlere hasrettir.” demiştir.

Tüm Sufiler gibi Mevlana’nın öğretisinin temelinde de tevhid düşüncesi bulunur. Bir Müslüman olan Mevlana sınırsız hoşgörüyü, pozitif muhakemeyi, iyiliği, sadaka ve sevgi yolu ile farkındalığı savunur. Müslüman, Hristiyan, Musevi gibi ayrımlar yapmayan Mevlana huzurlu ve hoşgörülü öğretileri sayesinde günümüzde de tüm mezheplerden ve inançlardan insanlara hitap etmeyi başarır. Mevlana’ya göre bizi Tanrı’ya ulaştıracak olan tek şey sevgidir. Kendinden başka birini sevebilen kendisini de insanlığı da evreni ve Tanrı’yı da sever. Bu bilgelik düzeyine ulaşıldığında ise Mevlana en güzel aşk olan Hakikat Sevgisi’nin başladığını söyler. Mevlana anlayışına göre ruh, Tanrı’dan ayrılır ve ölümsüzdür. Ney’in sesi ise insanın ilk kaynağına dönme arzusunu yansıtır. Tüm insanların kardeş olduğunu savunan Mevlana, evrenin Tanrı’nın varlığının sonsuz ama bütünün ufak bir parçası olduğunu anlatır.

Mevlana’nın Mevlevi adı verilen takipçilerinin yaptığı bir ritüel olan Sema, birer Mevlevi dervişi olan semazenlerin etrafta ve aynı anda kendi etraflarında dönmeleri ile gerçekleştirilir. Bu ritüel aslında dünyanın evrensel rotasyonuna ayak uydurmalarını ve sevgi ile birleşmiş bir dünyayı simgeler. Semazenlerin ellerinden biri gökyüzünü işaret eder. Diğer el ise “Tanrı’dan gelen sevgi dünyaya yayılıyor mesajını vererek” yeri gösterir. Sema töreni esnasındaki hareketleri aynı zamanda insanın oluşumu ile Allah’a ulaşmasını, dünyanın oluşumu ile kainattaki dirilişi temsil eder. Semazenlerin gözlerinin kapalı olma nedeni, kendilerini dünyadan soyutlama isteğidir. Bu manevi ritüel esnasında çalan tasavvuf müziğinin insanın kalp ritminden esinlendiği bilinir. Semazenlerin kollarının çapraz durması ise Allah’ın tek olduğunu ifade etmekte olup, kolların açılması ile Hak’tan halka mesajını verirler.

Mevlana’nın Yedi Öğüdü

Cömertlik ve yardım etme konusunda akarsu gibi ol
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçak gönüllükte toprak gibi ol
Hoşgörülülükte deniz gibi ol
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol

Mevlana’nın En Beğenilen Sözleri

Mevlana’nın sosyal medyada en çok yapılan paylaşımlar arasında yer alan sözleri içerdiği derin anlamlar ile hepimize çok şey anlatmaya çalışıyor. Kaleme aldığı her kelime birbirinden anlamlı ve güzel olan Mevlana’nın en beğenilen sözlerine göz atmaya ne dersiniz?

Aşk nasip işidir hesap işi değil! Aşk adayıştır arayış değil! Sen adanmışsan ve yanmışsan bu uğurda aşk seni bulmaya gelir.
Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.
Aşk; sandığın kadar değil, yandığın kadardır...
Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
Ne zaman gökyüzüne bir nefes, bir dua gönderdin de ardınca ona benzer iyilik görmedin?
Kaderde sevmek var ama kavuşmak yok ise şayet, olsun! Vuslata aşık gönül susmaya da razı.
Kusur arıyorsan, tüm aynalar senin.
Ahlak örtüsü olmayanı, başörtüsü dindar yapmaz.
Bozuk olunca maya, ne ar tanır ne de hayâ!
Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.
Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla.
Cahille oturup bal yiyeceğine, alimle oturup kuru ekmek ye…
Hadi yaramı sarmaya merhemin yok. Yalandan da olsa gönül alamaz mısın?
Kötülük insana tamahtan gelir. Kanaatten kimse ölmedi, hırsla da kimse padişah olmadı.

Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır. Ama yaptığı kötü işe bak, karanlığı seyret.

Üzülme! Çünkü yaradan umudu en çaresiz anlarda yollar. Unutma; yağmurun en şiddetlisi en kara bulutlardan çıkar.

Şimdi sen; Uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın? Yoksa tutmayacak bir ele uzattığın için, kendine mi kızgınsın?

Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.

Ey sevgili, ilacım da sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmuş gönlümün nuru da sensin. Çaresiz gönlüm de, senden başka ne varsa hepsi yok oldu. Beni kimsesiz bırakma! Gel!

Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de…

Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasır gibidir. Ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. İki yolda da tek bir gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak…

Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Mühim olan çamurlaşmamak.

İyiyse de senden yetişmiş, yeşermiştir; kötüyse de. Hoş nahoş.. Gönlüne gelen her şey senden, senin varlığından gelir.

Odun yanınca kül olur, insan yanınca kul olur…

Başın ırmağın suyuna daldı mı, suyun rengini nasıl görebilirsin?

Tahta içinde yaşayan kurt, o tahtanın fidan olduğu vakit ki halini bilir mi hiç?

Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör.

Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir.

Unutma, sır gibi seversen eğer muradın gerçekleşir. Çünkü tohum toprağa gizlenirse yeşerir.

Akılsız, yüzü güzele; Akıllı, gönlü güzele talip olur. Zaman yüz güzelliğini tüketir ama gönül güzelliğini artırır.

Sus artık yeter! Sır perdelerini pek o kadar yırtma. Çünkü bize, kırıkları sarıp onarmak, sırları örtmek yaraşır.

Sizi harekete geçirmeyen imanın, sizi sırattan geçirmesine imkan yoktur.

Ağaç isteyen tohum eker!

Kötü yaratılışlı kişi, Allah’a yalvaramasın diye; Allah ona, dert keder vermez! Unutma; Firavun’un başı, bir kez bile ağrımadı!

Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak.

Alem O’nunla kaimdir ve O’nsuz olan hiçbir şey yoktur. O’nun rızası, rahmeti, bereketi ve tecellisi olmayan hiçbir şeyin değeri yoktur.

Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki

Herkes herkese bir lokma şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah’ın işidir.

Öküz, ansızın Bağdat’a gelir, şehri bir baştan öte gezip, dolaşır. Bütün o zevki, hoşluğu, tadı, tuzu görmez de göre göre karpuz kabuğunu görür.

Padişahın adamlarından biri, zindanın burcunu yıksa, zindancının gönlü bu yüzden kırılır mı hiç?

Hiçbir şeyden haberi olmayan cansızlardan, gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde uğrayış varlığına, sonra güzelim akıl, fikir, ayırt ediş varlığına geldin.

Dünya pazarının sermayesi altındır. Öte alemin sermayesi ise; aşk ve daim nemli iki göz. Gönlüm bağdır, gözüm bulut. Bulut ağladı mı bağ yeşerir. Mum gibi yaş dök ki gönül evin aydınlansın.

Söküklerini dik sözlerinin, dilini kalbine yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Kalbinden geçmeyeni diline değdirme.

İki parmağını gözünün ucuna koy bir şey görebiliyor musun bu dünyadan sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir insan gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir göz ise ancak gerçek dostu görendir insan gözdür, görüştür, gerisi ettir insanın gözü neyi görüyorsa değeri o kadardır.

Yine gel, yine gel, her ne olursan ol yine gel İster kafir, ateşe tapan, putperest ol yine gel Bizim bu dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz defa tövbeni bozmuş olsun da yine gel.

Aşk deliliktir biz delinin delisiyiz.

En son ölüm gelir yine de erken deriz.

Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?

Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.

Aşk her şeydedir ama hiçbir şeyde görünmez.

İçteki kiri su değil ancak gözyaşı temizler.

Bu içeriği oylayın
0.00, 0 Oy
x
Site deneyiminizi iyileştirmek için yasal düzenlemelere uygun çerezler (cookies) kullanıyoruz. Detaylı bilgiye Gizlilik ve Çerez Politikası sayfamızdan erişebilirsiniz.