Otobiyografi Örnekleri kapağı

Otobiyografi kelimesi Yunanca’da öz anlamına gelen “autos”, hayat anlamına gelen “bios” ve yazma anlamına gelen “graphein” kelimelerinden türetilmiştir. Otobiyografi kelimesi ilk olarak 1797 yılında William Taylor tarafından The Monthly Review dergisinde kullanılmıştır. Ancak günümüz anlamıyla ilk kullanımı 1809 yılında Robert Southey tarafından gerçekleştirilmiştir. Her ne kadar otobiyografi kelimesi ilk olarak 19. yüzyılda kullanılsa da otobiyografi örnekleri antik çağlara dayanmaktadır. Birçok kişi otobiyografinin anlamı konusunda bir süre tartışma yaşasa da günümüzde otobiyografi bir günlükten farklı olarak hayatın özel bir kısmını konu almaktadır. Ardışık bir sürecin aktarılmasıdır. Otobiyografiler önemli bir süre boyunca anılar ile benzerlik gösterdiği düşünülmektedir. Ancak anılar kişiye daha az odaklanırken o dönemde kişinin çevresindekiler daha detaylı bir biçimde ele almaktadır. Bu nedenle anılar, otobiyografilerden farklılaşmaktadır.

Manevi Otobiyografi

Otobiyografi yazıları doğası gereği özneldir. Bazı sosyologlar ve psikologlar otobiyografinin yazara tarihi yeniden yaratma olanağı sunduğunu savunmaktadır. Otobiyografi kendi içerisinde de alt türlere ayrılmaktadır. Manevi otobiyografi yazarın tanrı yolundaki yolculuğunu ya da bu yoldaki zorluklarını anlatmaktadır. Burada yazar ilahi niyet ile karşılaştığında ilahi niyetin bir göstergesi olarak yaşamını yeniden çerçeveler. Manevi otobiyografinin en eski örneklerinden bir tanesi Augustine’nin İtiraflar kitabıdır. Bu gelenek daha sonra Zahid Rohari’nin Bir Otobiyografi adlı kitabı da manevi otobiyografi örnekleri arasında yer almaktadır.

Anılar

Anılar, otobiyografiden karakter olarak ayrılmaktadır. Otobiyografi tipik olarak yazarın anlattığı döneme ve hayatına yöneliktir. Anı ise bir anlatıcıdır ve yazarın anılarını, duygularını ve hissettiklerini aktarır. Politikacılar ya da askeri liderler genellikle anılarını kaleme almaktadır. Anı kitaplarının ilk örneklerinden bir tanesi Jül Sezar’ın yazdığı Comentarii de Bello Gallico isimli kitaptır. Bu çalışmada Sezar, dokuz yıl süren Galya Savaşları’ndaki çarpışmaları anlatmaktadır. Sezar’ın ikinci anı çalışması olan Commentarii de Bello Civili ise milattan önce 49 ve 48 yılları arasında Gnaeus Pompeius ile Senato arasında çıkan iç savaşı konu almaktadır. Leonor Lopez de Cordoba, ilk İspanyolca otobiyografiyi yazmıştır. İngiltere İç Savaşı da bu türe olan ilgiyi arttırmıştır ve Sir Edmund Ludlow ve Sir John Reresby bu alanda önemli yapıtlar vermiştir. Aynı dönemde Fransa’da ise Cardinal de Retz ve Duc de Saint-Simon’un anı çalışmaları bulunmaktadır.

Kurgusal Otobiyografi

Kurgusal otobiyografi, kurgusal bir karakterin kendi otobiyografisini yazdığı bir alt türdür. Burada anlatıcı birinci kişidir ve yazı karakterin hem iç hem de dış deneyimlerini anlatmaktadır. Kurgusal otobiyografi türünün ilk örneklerinden bir tanesi Daniel Defoe’nin Moll Flanders adlı kitabıdır. Charles Dickens’in David Copperfield adlı eseri bu türün klasikleri arasında yer almaktadır. Kurgusal otobiyografinin çok iyi bilinen modern örneklerinden bir tanesi de J.D. Salinger’in The Catcher in the Rye adlı eseridir. Charlotte Bronte’nin Jane Eyre eseri de kurgusal otobiyografi türü içerisinde yer almaktadır. Bu terim aynı zamanda gerçek karakterlerin kurgusal otobiyografileri içinde kullanılmaktadır. Robert Nye’nin yazmış olduğu Lord Byron’un Anıları kitabı bu türün en bilinen eserleri arasında yer almaktadır.

Klasik Çağda Otobiyografi

Antik çağda yapılan otobiyografi çalışmaları kişinin kendini anlatmasından ziyade kendini yargılamasına ya da pişmanlığına yöneliktir. Jon Henry Newman’ın Hristiyan itiraf çalışması Apologia Pro Vita Sua, bu geleceğe bir örnek oluşturmaktadır. Aynı zamanda Yahudi tarihçi Flavius Josephus’un Josephi Vita adlı eseri kendini övmekle beraber Yahudi isyan lideri olarak yaptıklarına bir eleştiri özelliğini taşımaktadır. Pagan retorikçi Libanius’un anılarını anlattığı Oration I begin 374, topluluğa yaptığı konuşmayı baz almaktadır. Bu konuşma halka açık olmasa da daha sonra kendisi tarafından kaleme alınmıştır.

354 ile 430 yılları arasında yaşayan Augustine’nin Confessions isimli eseri otobiyografik bir çalışmadır ve daha sonra 18. yüzyılda Jean-Jacques Rousseau aynı isimli bir kitap yayınlayarak kendini eleştiren itirafnameler ile Romantik döneme damgasını vuran bir akım başlatmıştır. Augustine’nin kitabı tartışmasının bir şekilde kaleme alınmış ilk Batı Otobiyografisi olarak kabul edilmektedir ve Orta Çağ boyunca Hristiyan yazarlara ilham olmuştur. Bu kitapta, Augusintin’in gençlikte yaşadığı cinsel istismarlarından övünen genç erkekler ile bir araya geldiği hedonistik yaşam tarzı anlatılmaktadır. Cinsel ahlak arayışında cinsiyet ve evlilik karşıtı olan Maniheizm ile ilgilenmesi ve bunu terk edişi, bunu takiben cinsel ilişkiyi iyi ancak bakirliği mükemmel kabul eden Septizim ile Yeni Akademi hareketini takip edip Hristiyanlığa dönüşünü anlatan Confessions, batı edebiyatının en büyük eserleri arasında yer almaktadır. Bundan ilham alarak ortaya çıkan Peter Abelard’ın Historia Calamitatum adlı otobiyografisi de o dönemin en büyükleri arasında yerini almıştır.

Erken Dönem Otobiyografi

15. yüzyılda İspanya’da soylu bir kadın olan Leonor Lopez de Cordoba’nın yazmış olduğu Anılar kitabı, Kastilya’da yazılmış olan ilk otobiyografi olma özelliğini taşımaktadır. Babür İmparatorluğu’nun kurucusu olan Zahir ud-Din Muhammed Babur ya da bilinen adıyla Babür Şah’ın yazdığı Babürname adlı eserde 1493 ile 1529 yılları arasında Babürşah’ın hayatını anlatmaktadır.

1556 ile 1558 yılları arasında Benvenuto Cellini’nin yazmış olduğu Vita isimli eser Rönesans döneminin ise ilk büyük otobiyografisi olarak kabul edilmektedir. Cellini bu kitabının açılışında “Kim olursa olsun, büyük başarılara imza atmış olan bir kişi eğer gerçeği ve iyiliği önemsiyorsa kendi hayat hikayesini kendi elleriyle yazmalıdır, ancak kimse 40 yaşından önce böyle muhteşem bir işe girişmemelidir” kullandığı cümlesiyle otobiyografinin önemini belirtmiştir. Otobiyografilerde bu anlayış yakın zamana kadar sürmüştür ve Cellini bu cümlesiyle kendinden 300 yıl sonra bile otobiyografilerin en ciddi anlayışını kazandırmıştır. Bu dönemde İtalyalı matematikçi, fizikçi ve astrolog Gerolamo Cardano’nun yazdığı De Vita propria adlı eser de önemli otobiyografiler arasında yer almaktadır.

İngilizce’de yazılmış en eski otobiyografinin 15. yüzyılda, Kempe’nin Kutsal Topraklara ve Roma’ya yaptığı hac ziyaretini anlatan yarı otobiyografi ancak daha çok dinsel deneyimlerin anısı olan Book of Margery Kempe’dir. Bu kitap bir taslak olarak kalmıştır ve ancak 1936 yılında yayımlanabilmiştir. Ancak İngilizce yazılan ve ilk basılan otobiyografi kitabı 1630 yılında yayımlanmış olan Captain John Smith’in otobiyografisidir. Ancak birçok kişi için bu kitap gerçekliği şüpheli olan eski masalları anlatmaktadır. 1643 yılında yazılan ve 1764 yılında yayımlanan Lord Herbert of Cherbury’nin  otobiyografisi ve 1666 yılında yayımlanmış olan John Bunyan’ın Grace Abounding to the Chief of Sinners adlı eseri de İngilizce yazılan önemli otobiyografiler arasında yer almaktadır. 1783 ile 1864 yıllarında yaşamış olan Jarena Lee ise Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk otobiyografi yayınlayan Afro-Amerikalı kadındır.

18 ve 19. Yüzyıllarda Otobiyografi

Doğanın bireyler üzerindeki büyük etkisini konu alan Romantik akım döneminde Jean-Jacques Rousseau’nun Confessions adlı kitabı bir yol açmıştır. Ancak bu kitap tam anlamıyla bir otobiyografiden çok, bir kişinin duygularını keşfetmesini anlatmaktadır. Stendhal’ın 1830’lu yıllarda yazdığı The Life of Henry Brulard ve Memoirs of an Egotist isimli otobiyografik eserler Rousseau’dan hayli ilham almıştır. William Hazlit’in Liber Amoris isimli otobiyografisi de yazarın aşk hayatının acı bir incelemesidir.

Bu dönemde eğitimin yaygınlaşması, gazetelerin ve basımın ucuzlaması, ünlü olmanın modern konseptinin gelişmeye başlaması ile beraber para kazanmak için birçok otobiyografi ortaya çıkmıştır. Bu dönemde sadece Charles Dickens ve Anthony Trollope gibi yazarların değil aynı zamanda Henry Brooks Adams gibi politikacıların, John Stuart Mill gibi felsefecilerin, Kardinal Newman gibi din adamlarının, P.T. Barnum gibi eğlence sektöründe yer alanların otobiyografileri bir istisna olmaktan çıkarak bir beklenti halini almıştır. Romantik tat, ekonomik gelişme ve diğer değişimler ile beraber otobiyografi Benvenunto Cellini’nin adı ile anılan Cellinian otobiyografinin prensiplerinden uzaklaşmıştır.

20 ve 21. Yüzyıl

17. yüzyıldan sonra toplumun büyük kesimi tarafından kabul görmüş ahlak ve davranış şekillerini reddeden “skandal anılar” yayımlanmaya başlamıştır. Genellikle çeşitli mahlaslara sahip olan bu eserlerin büyük bir çoğunluğu hayalet yazarlar tarafından yazılmış kurgulardır. Profesyonel atletlerin ve medya ünlülerinin bu tarz “otobiyografileri” hayalet yazarlar tarafından yazılarak rutin bir şekilde yayımlanmaktadır. Naomi Campbell gibi ünlüler kendi “otobiyografilerini” okumadıklarını itiraf etmişlerdir. Ayrıca James Frey’in A Million Little Pieces adlı otobiyografisi yazarın yaşadığı önemli detayların kurgu ya da hayal ürünü olmasıyla büyük tartışmalara yol açmıştır.

Otobiyografi giderek daha popüler ver erişilebilir hale gelmektedir. Albert Facey’nin A Fortunate Life kitabı Avustralya edebiyatının klasikleri arasında yer almaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde Angela’s Ashes ve The Color of Water gibi anı kitaplarının büyük övgüler alması ve paralar kazanması ile beraber her gün daha çok kişi bu alanda şansını denemektedir. Maggie Neslon’un The Argonauts kitabı buna bir örnektedir. Maggie Nelson bu kitabının otobiyografiden çok otobiyografinin ve kurgunun bir birleşimi olan “ototeori” türünde olduğunu belirtmektedir. Otobiyografi “gerçeklik iddiasının” kurgusal unsurlarla çatıştığı bir tür haline gelse de hala daha günümüzde önemli bir yer tutuyor.

Çok Bilinen Otobiyografi Örnekleri

Dünya edebiyatında öne çıkan ve klasik haline gelmiş otobiyografi türünde birçok kitap bulunmaktadır. Bu kitaplar sadece çok sattıkları için sanatsal değerleri için bu noktalara gelebilmiştir. Kişilerin hayatını okumak ve farklı birinin gözlerinden dünyayı görmek aynı zamanda yeni bakış açılarını kazanmaya da yardımcı olmaktadır.

David Copperfield – Charles Dickens

Charles Dickens ın otobiyografi kitabı
David Copperfield – Charles Dickens kapağı

Tam adı Blunderstone Rookery’nin Genci David Copperfield’in Kişisel Hayatı, Maceraları, Deneyimi ve Gözlemi olan kitap 1850 yılında yayımlandı. Bu kitapta David Copperfield’in hayatı birincil kişi olarak ele alınmaktadır ve kendisinin orta yaşa kadar hayatındaki maceraları, arkadaşları ve düşmanları anlatılmaktadır. Bu macera David Copperfield’in çocukluktan yetişkinliğe olan yolcuğunda hayatına giren ve çıkan insanlar ile kişisel gelişiminin evrelerini anlatmaktadır.  David Copperfield büyük bir klasik ve Charles Dickens sanatının zirvesi olarak kabul edilmektedir. Charles Dickens’in sekizinci kitabı olan David Copperfield’da Dickens’in kendi hayatına dair bazı noktalarda bulunmaktadır ve bu kitap Dickens’in kendi kitapları arasında en sevdiğidir. Dickens bu kitabın 1867 basımının ön sözünde “Her ailedeki gibi benim kalbimde de en sevdiğim çocuğun kalbi var ve onun adı David Copperfield” cümlesini eklemiştir.

Çocukluk – Lev Nikolayeviç Tolstoy

Çocukluk - Lev Nikolayeviç Tolstoy kapağı
Çocukluk – Lev Nikolayeviç Tolstoy kapağı

Savaş ve Barış, Anna Karenina ve Diriliş gibi dünya klasikleri arasında sayılan önemli kitaplarının yazarı olan Tolstoy’un yazdığı yarı otobiyografik kitabı Çocukluk, kendi üçlemesi olan Çocukluk, İlk gençlik ve Gençlik üçlemesinin ilk kitabıdır. 1852 yılında Rusya’nın popüler edebiyat dergisi The Contemporary’de adının baş harfleri olan L.N. adıyla yayınlanan kitabı Tolstoy 23 yaşındayken yazmıştır. Kitap anında büyük başarıya ulaşır ve aralarında Ivan Turgenev’inde bulunduğu birçok Rus yazardan büyük övgüler alır. Turgenev bu kitabından sonra Tolstoy’u Rus Edebiyatı’nın yetişmekte olduğu büyük isimlerinden biri olduğunu belirtmiştir. Çocukluk genç bir erkek olan Nikolanka’nın iç yaşamanı keşfetmesini konu almaktadır ve Rus edebiyatında dışavurumculuk türünde yazılmış kitaplardan bir tanesidir. Anlatıcı kitapta gerçeği, kurguyu ve duyguları, çocuğun ruh halini ve tepkilerini vermek için harmanlamaktadır.

John Barleycorn – Jack London

John Barleycorn - Jack London kapağı
John Barleycorn – Jack London kapağı

John Barleycorn, Jack London’ın alkol almak konusundaki eğlencesini ve alkoliklikle yaptığı mücadeleleri anlatmaktadır. 1913 yılında yayınlanan kitabın adı ise İngiltere’nin folk şarkısı John Barleycorn’dan gelmektedir. John Barleycorn, Jack London’ın alkolle kurduğu dostluğa verdiği isimdir. Kitapta maskülenlik ve erkekler arası arkadaşlık yer almaktadır. London bu kitapta alkol ile olan hayat tecrübelerini ve hayatının geniş çapta farklı dönemlerini anlatmaktadır. Bu dönemlerin arasında genç bir denizciyken başından geçenler ve başarılı bir yazar olarak zengin olduktan sonraki dönemi de bulunmaktadır. Alkol bu dönemlerde önemli bir rol oynamaktadır. Kitapta alkolün sosyalleşmeyi nasıl kolaylaştırdığı aynı zamanda bağımlılık yapıcı etkisi ve sağlığa olan zararları anlatılmaktadır. London, alkolün etkilerinin hem optimistik hem de pesimistik yanlarını anlatırken aynı zamanda bir erkek olurken gelişmesinde nasıl yardımı olduğunu gözler önüne sermektedir.

Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi – James Joyce

Joyce James tarafından yazılmıi otoiyografi
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi kapağı – Joyce James

Modern tarzda bir Künstlerroman olarak yazılan Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, bu dalın klasikleri arasında kabul edilmektedir. Kitap genç Stephen Dedalus’un dini ve entelektüel uyanışının izlerini takip etmektedir. Kitabın karakteri Stephen Dedalus aslında James Joyce’un alter egosudur. Stephen büyüdüğü Katolik ve İrlanda teamüllerini sorgular ve bunlara karşı çıkar. Bu Stephen’in İrlanda’dan Avrupa’ya olan kendi iç sürgününe neden olur. Joyce’un bu kitapta kullandığı anlatım tekniğinin daha mükemmel hali Ulysses ve Finnegans Wake kitabında karşımıza çıkmaktadır. Portre hayatına 1904 yılında Stephen Hero ile başlar. 63 bölüm olması planlanan bu otobiyografik kitap realizm tarzındadır. 25 bölüm sonra 1907 yılında Joyce, Stephen Hero’yu terk eder, temaları ve baş karakter üzerinde yeniden çalışır. Sıkı realizm ile beraber okuyucunun Stephen’ın gelişen bilincine daha iyi adapte olabilmesi için serbest dolaylı anlatım da yer almıştır.

Cennetin Bu Yakası – F. Scott Fitzgerald

F. Scott Fitzgerald tarafından yazılmıi otobiyografi
Cennetin Bu Yakası kapağı – F. Scott Fitzgerald

1920 yılında yayımlanan kitap F. Scott Fitzgerald’ın ilk kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Kitapta Birinci Dünya Savaşı sonrası gençliğin hayatı ve ahlakı işlenmektedir. Kitabın baş karakteri Princeton Üniversitesi’nde çekici bir öğrenci olan ve edebiyat ile ilgilenen Amory Blaine yer almaktadır. Kitap aşk ile sarmalanmış bir aç gözlülük, statü arayışını anlatmaktadır ve ad Rupert Brooke’un Tire Tahiti adlı şiirinden gelmektedir. Bu kitap Scott Fitzgerald’ın aynı zamanda Zelda Sayre ile evlenmesini sağlamıştır çünkü Zelda, evlenmek için kitabın yayınlanmasını şart koşmuştur. Kitabın karakteri Blaine ile Fitzgerald’ın hayatında birçok benzerlikler bulunmaktadır. Her ikisi de orta batı doğumludur, Princeton’a katılmıştır, aşk hayatında zorluklar çekmiştir ve askere katılmıştır.

Silahlara Veda

Ernest Hamingway tarafından yazılmıi otobiyografi eseri Silahlara Veda kitabının kapağı
Silahlara Veda

Ernest Hemingway’in 1929 aylında yayımlanan kitabı Birinci Dünya Savaş’ında İtalya’da geçmektedir. Kitabın baş karakteri Frederic Henry, İtalya Ordusu’nda ambulans sürücüsü olan bir teğmendir. Kitabın adı ise George Peele’in 16 yüzyılda yazmış olduğu bir şiirden gelmektedir. Kitap, Birinci Dünya Savaşı’nın arka planında eski sürgün Henry ile İngiliz hemşire Catherine Barkley’nin aşk hikayesini anlatmaktadır. Bu kitabın yayımlanması ile beraber Ernest Hemingway, modern Amerikan edebiyatındaki yerini sağlamlaştırmıştır. Silahlara Veda aynı zamanda Hemingway’ın çok satanlar listesine girmiş ilk kitabıdır. Kitap, Hemingway’ın Birinci Dünya Savaşı’nda İtalya’da yaşadığı deneyimleri anlatmaktadır. Catherine Barkley karakteri aslında Hemingway yaralandıktan sonra onu Milan’da bulunan bir hastanede iyileştiren Agnes von Kurowsky’dir. Hemingway, Kurowsky ile evlenmeyi planlamıştır ancak Amerika’ya döndükten sonra Kurowsky, Hemingway’i reddetmiştir.

Malcolm X’in Otobiyografisi – Malcolm X

Bir malvom X otobiyografi eseri

1965 yılında insan hakları aktivisti Malcolm X ile gazeteci Alex Haley’in beraber çalışmasıyla ortaya çıkan Malcolm X olarak da bilinen Malcolm X’in Otobiyografisi, Malcolm X ile Alex Haley’nin 1963 ile 1965 yıllarında yaptıkları röportajlar ile ortaya çıkmıştır. Kitap aynı zamanda Malcolm X’in siyahi ulusalcılığını ve pan-Afrikanizm felsefesini anlatmaktadır. Kitap annesinin hamileliği ile başlamaktadır. Bu yönüyle Malcolm X’in hayatının bir muhasebesi gibidir. Ünlü aktivistin babasının şüpheli ölümü, annesinin akıl hastanesine yatırılması, Malcolm X’in altı buçuk yıl boyunca organize suç örgütlüğünden hapis yatmasını anlatmaktadır. Malcolm X kitabını bitiremeden New York’taki Audubon Ballroom’da 1965 yılının Şubat ayında suikaste kurban gitti. Yardımcı yazarı Alex Haley, X’in son günlerini de kitaba ekledi. Haley’in X hakkındaki kişisel görüşleri de kitabın ön sözünde yer almaktadır.

Kafesteki Kuşun Şarkısı – Maya Angelou

Kafesteki Kuşun Şarkısı - Maya Angelou kapağı
Kafesteki Kuşun Şarkısı – Maya Angelou kapağı

1969 yılında yayımlanan Kafesteki Kuşun Şarkısı, Amerikalı yazar ve şair Maya Angelou’nun hayatının erken dönemlerini anlatmaktadır. Yedi kitaplık bir serinin ilk kitabı olan Kafesteki Kuşun Şarkısı bir karakterin gücünün ve edebiyat aşkının ırkçılığın ve travmanın üstesinden gelmesinde nasıl yardımcı olduğunu anlatıyor. Kitap, üç yaşındaki Maya’nın ve abisinin büyükannesi ile birlikte yaşaması için Arkansas’ın Stamps şehrine gönderilmesiyle başlıyor ve Maya’nın 16 yaşında anne olmasıyla bitiyor. Kafesteki Kuş ile Maya’nın ırkçılığın ve aşağılık kompleksinin bir kurbanından kendini koruyabilen onurlu genç bir kadına dönüşümü görülüyor. Kafesteki Kuşun Şarkısı aslında kurgusal otobiyografi türünde bir kitap. Çünkü Maya Angelou bu kitabı yazarken kurguda çok yaygın olan tematik gelişimi ve diğer teknikleri kullanıyor ancak karakterlerin kritik görüşlerini de yansıtarak otobiyografiden uzaklaşmıyor.

Sevgili – Marguerite Duras

Sevgili - Marguerite Duras kapağı
Sevgili – Marguerite Duras kapağı

1984 yılında yayımlanan Marguerite Duras’ın Sevgili adındaki kitabı 43 dile çevrildi ve 1984 yılında Prix Goncourt ödülüne layık görüldü. Ayrıca 1992 yılında aynı isimli bir filme adapte edildi. Fransız Çinhindi’nde geçen kitap ekonomik olarak ailesine ve Çin kökenli Vietnamlı zengin bir adama bağlı olan genç bir kızın gizli aşkının samimiyetini ve zorluklarını anlatıyor. 1929 yılında 15 yaşındaki isimsiz kız ailesiyle ile tatilden Sa Dec şehrindeki evlerine dönerken Mekong Deltasındaki bir deniz yolculuğunda geçiyor. Kız bu yolculukta 27 yaşında çok zengin Çinli bir iş adamının oğlu ve veliahdı olan genç bir erkeğe aşık oluyor. Manik depresif, dul ve iflas etmiş olan bir kadının kızı son derece gerçekçi ve zorlu dünyada kendi yolunu çiziyor. Duras, Sevgili isimli kitabını, soy adını hiç açıklamadığı Leo isimli Çinli bir adamla tanıştıktan 55 yıl sonra 70 yaşındayken yazıyor.

Oğlan – Roald Dahl

Roald Dahl Boy kapağı
Roald Dahl Boy kapağı

Aralarında Dev Şeftali, Çarli’nin Çikolata Fabrikası eserlerin de bulunduğu çocuk klasikleri yazarı Roald Dahl’ın 1984 yılında çıkan kitabı Oğlan, Dahl’ın dünyaya gelişiyle başlıyor. Dahl bu kitabında okuldan ayrılışını, 1920 ve 30’lu yıllarda İngiltere’nin hayat koşullarını, dönemin eğitim sistemini ve onu yazarlık kariyerine sürükleyen çocukluk deneyimlerini anlatıyor. Kitap Dahl’ın Royal Dutch Shell’deki ilk işe girişiyle son buluyor. Dahl’ın otobiyografisi 1986 yılında çıkardığı Going Solo kitabıyla devam ediyor. Oğlan’ın devamı olan bu kitapta ise Dahl, Afrika’da yaşadıklarını, Shell’deki iş hayatını ve İkinci Dünya Savaşı’nda nasıl pilot olduğunu anlatıyor. 2008 yılında çıkan More About Boy kitabı ek hikayeler, mektuplar ve fotoğraflar ile beraber Oğlan’ın orijinal metnini ve çizimlerini içeriyor.

Shantaram – Gregory David Roberts

Shantaram - Gregory David Roberts kapağı
Shantaram – Gregory David Roberts kapağı

2003 yılında yayımlanan Avustralyalı banka soyguncusu ve eroin bağımlısı Gregory David Roberts’ın Avustralya’daki Pentridge Hapishanesi’nden Hindistan’a kaçmasını konu alıyor. Kitap aynı zamanda Bombay şehrindeki günlük yaşamı da derinlemesine ele alıyor. 1978 yılında silahlı soygundan 19 yıl hapis cezası alan Roberts iki yıl sonra Victoria’da bulunan Pentridge Hapishanesi’nden güpegündüz kaçarak sonraki 10 yıl boyunca Avustralya’nın en çok aranan adamı haline geliyor. Kitapta Lindsay, sahte pasaport ile Bombay’a geliyor. Yeni Zelanda’dan Almanya’ya kaçışın bir durağı olan Mumbai’de kalmaya karar veren Lindsay, burada ona rehberlik edecek olan Prabaker isimli biriyle tanışıyor. Daha sonra Prabaker’ın doğduğu köy olan Sunder’e giden ikili bir süre burada kalıyor. Prabaker’in annesi Lindsay’in doğasında barışçıl bir mutluluk olduğu için ona kendisi gibi bir Maharashtrian adı veriyor. Tanrının barışının vücut bulmuş hali anlamına gelen Shantaram, Lindsay’in yeni ismi oluyor. Shantaram, çıktıktan sonra yaşanan olayların kanıtlanamadı ve doğruluğunun tartışılır olmasından dolayı çok eleştiri almıştır. Hatta Roberts bazı olayların çevresindeki insanların başına geldiğini ve bazı insanlarında tamamen kurmaca olduğunu daha sonradan itiraf etmek zorunda kalmıştır.

Küçük Kadınlar – Louisa May Alcott

Küçük Kadınlar - Louisa May Alcott kapağı
Küçük Kadınlar – Louisa May Alcott kapağı

1868 ve 1869 yıllarında iki cilt olarak yayınlanan Küçük Kadınlar kitabı Meg, Jo, Beth ve Amy isimli dört March kardeşinin hikayesini anlatmaktadır. Bu kardeşlerin çocukluktan kadınlığa adım atma yolculukları yazar ve üç kardeşinin yaşadıklarından yola çıkmaktadır. Birçok kişi Küçük Kadınları otobiyografi ya da yarı-otobiyografi olarak tanımlamaktadır. Kitap dört ergen kız ve anneleri Marmee’nin Massachusetts’deki fakir yaşamlarını konu almaktadır. Bu kızların papaz olan babaları ise evlerinden kilometrelerce uzakta Amerikan İç Savaşı’ndadır. Evdeki beş kadın ilk defa onsuz bir Noel geçirecektir. Kızlardan büyük olanları Meg ve Jo çalışarak aileye yardımcı olmaktadır. Küçük kardeşler Beth ve Amy ise hala okula gitmek zorunda olan çocuklardır.

Look Homeward, Angel – Thomas Wolfe

Look Homeward, Angel - Thomas Wolfe kapağı
Look Homeward, Angel – Thomas Wolfe kapağı

1929 yılında yayımlanan kitap Thomas Wolfe’nin ilk kitabıdır. Kitaptaki karakter Eugene Gant’ın genel olarak Wolfe’nin hayatının bir yansıması olarak kabul edilmektedir. Kitap Eugene’nin babasının hayatının erken dönemlerine kadar gitse de çoğunluk Eugene’nin 1900 yılındaki doğumundan, ailesinin yanından ayrıldığı 1919 yılına kadar olan olayları konu almaktadır. Toplamda 40 bölüm olan kitap 3 ana bölüme ayrılmıştır. İlk 90 sayfası Gant’ın ailesinin yaşamını ve biyografilerini konu almaktadır. Bu karakterlerin hayatları da Wolfe’nin kendi ailesinin hayatına oldukça benzemektedir. Kitaptaki hikayede Wolfe’nin doğup büyüdüğü Nort Carolina’nın Asheville şehrinin kurgu haline getirilmiş olan Catawba, Altamont şehrinde geçmektedir.

A Voice Through A Cloud – Delton Welch

A Voice Through A Cloud - Delton Welch kapağı
A Voice Through A Cloud – Delton Welch kapağı

Denton Welch’in A Voice Through a Cloud isimli kitabı kendisinin yazar olmasını sağlayan ciddi bir kazayı ve sağlığındaki uzun vadeli etkilerini anlatıyor. Kitap onun bir sanat öğrencisiyken geçirdiği bisiklet kazasıyla başlıyor. Daha sonra hastanede ve evdeki iyileşme sürecindeki deneyimler ise olayları takip ediyor. Kitap, Welch 1948 yılında 33 yaşındayken hayatını kaybettiğinde hemen hemen tamamlanmış durumdaydı. Welch, sağlığının giderek kötüleşmesi nedeniyle kitabını bitirmek için çok fazla çalıştı ancak kitabının tamamlandığını göremedi. Kitabın ismi ise anlatıcının kazadan sonraki ilk bilinçli deneyiminden geliyor. “Büyük bir ıstırap ve hastalık bulutunun içinden bir ses duydum… Hakkımdaki her şey sersemletici ve parçalara ayrılıyor gibiydi. Tüm vücudum acı içinde bağırıyordu…”