İktisat Nedir? İktisat Biliminin Alt Dalları ve Bilinen İktisat Teorileri

İktisat Nedir? İktisat Biliminin Alt Dalları ve Bilinen İktisat Teorileri
5 dk
Son güncellenme: 18/09/2021
Tüm Başlıklar

İktisat mal ve hizmetlerin üretim, tüketim ve dağıtım aşamalarını inceleyen beşeri bilim dalıdır. İktisat ekonomideki aktörlerin davranışlarının ve birbirleri ile etkileşimlerinin ne tür bir korelasyon içerisinde olduğunu inceler. Korelasyon analizi yaparken mikro ve makro iktisat olarak iki alana ayrılarak incelenen ekonomik değerlerde bireysellik ve toplumsallık ön plana çıkmaktadır.

Mikro iktisat bireysel ekonomik aktörlerin piyasaya etkileşimlerini konu alırken makro iktisat ekonomi aktörlerinin tamamının birbirleri ile etkileşimlerini konu edinir. Hane halkı, fabrikalar, hizmet üreticileri, alıcılar ve satıcılar mikro iktisatın konusudur. Toplam üretim, tüketim, yatırım ve tasarruf kavramları; enflasyon, ekonomik büyüme, emek ve sermaye ise makro iktisadın konusudur.

İktisatın İki Ana Dalı: Pozitif İktisat ve Normatif İktisat

Pozitif iktisat iktisadi olaylarının tanımını ve açıklamasını yapan daldır. Bilim olarak ele aldığımız zaman pozitif iktisat ekonomik davranışlarının analizini konu alır, gerçeklere odaklanır. Ekonomideki neden sonuç ilişkileri pozitif iktisatın konusudur ancak neden sonuç ilişkisi kurarken çözüm sunmaz. Örnek vermek gerekirse pozitif iktisat enflasyon ve faiz arasındaki ilişkinin ekonomi ve birbirleri üzerindeki etkisini açıklayabilir ancak bu etkilerin değişebilmesi için hangi ekonomi politikalarının izlenmesi gerektiğine dair yorumda bulunmaz. 

Normatif iktisat, pozitif iktisadın aksin var olanla değil olması gerekenle ilgilenir. Ekonominin nasıl olması gerektiği, toplumsal refahın nasıl sağlanabileceği, bir şirketin kârlılığının nasıl arttırılacağı normatif iktisadın konusudur. Normatif iktisatta öncelikle ihtiyaçlar ve olması gereken standartlar önceliklidir. Bu öncelikler doğrultusunda çözüm sunulur. Örnek vermek gerekirse çiftçi bir ailenin kaliteli bir yaşam standardı elde etmesini sağlaması için ürettikleri sütün litre fiyatının 5 TL olması gerektiği sonucuna ulaşmak normatif iktisadın alanıdır. Süt fiyatlarındaki artış ailenin yaşam kalitesini arttırır ise pozitif iktisadın neden sonuç ilişkisi ile olaya yaklaşımıdır.

İktisat Tarihi

İktisat kavramının ortaya çıkışı insanlık tarihi ile eş zamanlı olarak ele alınır. İlk insanlarla birlikte takas kavramının kullanılmaya başlaması ile birlikte iktisat tarihi oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle iktisat tarihinin incelenmesinin mutlak suretle insanlık tarihi ile korelasyon halinde yapılması gerekir. Eski Mezopotamya, Roma, Antik Yunan, Çin, Arap ve Pers medeniyetlerine baktığımız zaman iktisadın insan hayatındaki yerini rahatlıkla görebiliriz. Antik dönemden itibaren pek çok düşünür iktisat alanında oldukça değerli çalışmalar yapmıştır. Bazı tarihçilere göre ilk iktisatçı olarak tanımlanan Hesiod’un M.Ö. 700’lü yıllarda yaşadığı bilinmektedir. Aristotales, Kautilya, İbn Haldun, Thomas Aquinas gibi isimler değer teorisi, parasal ilgi gibi kavramlara hukuk açısından yaklaşarak iktisadın kurucuları olarak adlandırılmaktadır. . 

Gelir ve Gider Kavramlarının İktisatta Yerleşmesi

18. yüzyılda tarım tüm sermayenin temeli olarak ele alınmıştır. Ekonomi fikri gelir girdileri ve gider çıktıları olarak dairesel bir akış üzerinde incelenmiştir. Tarımsal üretimde maliyetlerin sonucunda net bir değer elde edilmesi ile sermayenin tarım temelli olduğuna dair inanış güçlenmiştir. Bu inanışı ortaya atanlar ise bu dönemde yaşayan Fransız fizyokratlardır. Bu düşüncenin temelinde Adam Smith tarafından da ifade edilmiş olan “laissez faire laissez passer-faire” yani “ bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sözü yer almaktadır. Bu söz ekonomide devlet müdahalesinin en aza indirgenmesi gerektiğini savunurken, serbest piyasa ekonomisinin benimsenmişlerdir. Bu bakış açısında devlet müdahalesinin olmadığı bir ekonomide, dengelerin nihayetinde kendiliğinden oluşacağı ve piyasanın görünmez el müdahalesi ile olması gerektiği şekle geleceği savunulur. Liberal bir bakış açısı olan bu söylemin çıkış zamanında devletlerin iktisadi açıdan kontrol mekanizmalarının henüz oturmamış olmaması, toprak sahibi kavramı ve üreticilerden alınan ağır vergilerin ekonomik gelişime engel olacağı ifade edilmiştir.

Klasik İktisat

Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi gibi toplumsal ve küresel değişimlere neden olan olayların sonucunda klasik iktisat düşüncesinin temelleri atılmış oldu. Klasik ekonominin babası olarak adlandırılan Adam Smith’in 1776 yılında yayınlanan The Wealth of Nations - Ulusların Zenginliği kitabı iktisat disiplininin bağımsız bir şekilde doğuşu olarak adlandırılmaktadır. Adam Smith’e göre ekonomik örgütlenme ilkesinde pazar büyüklüğü, iş bölümü ve uzmanlaşmanın yapı taşı olarak ele alınması gerekmekteydi.

Klasik İktisat Teorisi de fizyokratların da benimsediği devlet müdahalesinin olmamasının gerekliliği savunmaktadır. Devletin sadece adaleti sağlaması, savunma ve güvenlik hizmetlerini sunması ekonomik dinamiklere kesinlikle müdahale etmemesi bu teorinin temelini oluşturur. Düzenleyici olarak ekonomide varlığını sürdüren devlet, rekabete engel olacak durumları ortadan kaldırması gerekmektedir. Ayrıca klasikçiler fizyokratlardan farklı olarak ekonominin temelinin tek bir alandan oluşmadığını savunurlar. Tarımın yanı sıra sanayi, üretim ve hizmet sektörleri de ekonominin önemli parçalarıdır. Klasikçilerin bakış açısında sermaye emekten oluşmaktadır. Adam Smith’e göre bir ürünün ilk fiyatının emek olduğunu, gerçek fiyatın ise ürünü edinme zorunluluğu olduğunu ifade etmiştir. David Ricardo, Jean Baptiste Say, John Stuart Mill Klasik İktisat Teorisi’ni savunan ve geliştiren önemli iktisatçılar arasında yer almaktadırlar.

Neo-Klasik İktisat

Alfred Marshall tarafından yayınlanan, klasik iktisat kuramının temellerini de benimseyen ancak bu kurama farklı kavramları da ekleyerek geliştiren bir ideolojidir. Arz, talep, fiyat dengesi gibi kavramların gelir ve gider dağılımını etkilemesini inceler. Bu ideolojide fayda kavramı detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bir ürünün faydasının yanı sıra marjinal faydası da Neo-Klasik İktisat kuram içerisinde incelenmeye başlanmıştır. Bu ideolojinin çıkış noktasında klasikçilerden farklı olarak bir ürünün değerini arzı değil talebi belirler görüşü olsa da ideolojinin kurucusu olarak da kabul edilen Alfred Marshall bu iki kavramı bir arada kullanmak gerektiğini ifade etmiştir. Özetle ne tek başına arza ne de tek başına talebe bakmanın anlamsız olduğunu söyleyen Marshall’a göre uzun vadede arz, kısa vadede ise talep fiyat belirlemede önemlidir. Sanayi devrimimin sonuçlarının tüm dünyada hissedildiği bir dönemde ortaya çıkan bu görüş günümüzdeki iktisat kavramına önemli katkılar sağlamış olsa da kendi içerisinde tutarsızlıkları olan ve bu nedenle de çokça eleştirilen bir ideoloji olmuştur.

Marksist İktisat

Klasik İktisat Teorisi sonrasında ortaya çıkan ve Alman iktisat bilimcisi Karl Marx’ın çalışmalarını temel alan bu teoride emek, emek değer teorisi ve emeğin sermaye tarafından sömürülmesi ele alınır. Kapitalizm ile birlikte ortaya çıkan sınıf ayrılıkları, eşitsizlikler, yoksulluk ve işsizlik karşısında emeğin değerinin ürün fiyatı ile belirlenmemesi gerektiği, emek değerinin ürünün değeri olmadığını savunan Marksist İktisat teorisi özel mülkiyetin ortadan kalkması gerektiğini, kamu mülkiyetine öncelik verilmesini savunur. Arz ve talep ekseninde değişen fiyatlar bu teoride yerinin planlanan fiyatlara bırakır. Marksist teoride piyasada görünmez elin etkisi yok sayılmalı, piyasa etkisi yerine merkezi otorite etkisi ön planda tutulmalıdır.

Keynesyen Ekonomi

Ekonomide devlet müdahalesinin gerekliliğine inanan ve bu bakış açısı ile Klasik İktisat Teorisi’nin aksini sulanan Keynesyen Ekonomi, 20. yüzyılda adını da almış olduğu John Maynard Keynes’in temelini oluşturduğu bir ekonomi teorisidir. Devlet müdahalesinin zorunluluğunu savunan ve karma ekonomi olarak da tabir edilen; devletin ve kamu kuruluşlarının ekonomide rol alması gerekliğini açıklayan teorisi 1929 yılında meydana gelen ve bütün dünyada etkisini gösteren Büyük Buhran için çıkış noktası sunmuştur. Keynesyen Ekonomi temelinde devletin özel sektörün verdiği kararların neden olabileceği olumsuzluklara karşı önlem alması gerektiği savunulur. Para ve maliye politikalarının devlet tarafından kontrol edilmesi gerekir.

Klasik ve Neo-Klasik İktisat Teorileri ile zır olarak arz ve talep kavramlarına yine devlet müdahalesinin gerekliliği Keynesyen Ekonomi’nin temelinde yer almaktadır. Talebin düşüşe geçmesi ile sektörlerde ekonomik çöküş başlar, bu çöküş ile bağlantılı olarak işsizlik yükselir ve artan işsizlik beraberinde artan talep düşüşünü getirir. Bu durum ekonomide krizin ortaya çıkmasına neden olur. Döngünün yaşanmaması, talebin artması ve işsizliğin engellenmesi için devlet müdahalesi olmalıdır. Devlet düşük faizli destekler vererek, yatırımlar yaparak piyasanın hareketlenmesini sağlamalıdır.

Bu içeriği oylayın
0.00, 0 Oy
x
Site deneyiminizi iyileştirmek için yasal düzenlemelere uygun çerezler (cookies) kullanıyoruz. Detaylı bilgiye Gizlilik ve Çerez Politikası sayfamızdan erişebilirsiniz.